"Şehit ailelerinden dua, Kandil'den beddua aldım. Dualar şerefim, beddualar mücadelemdir benim.
Milletimin beni bildiği ve sevdiği yerde bulmasını istedim. Bugün benim için siyasi mücadelem içerisinde pozisyonum partime yük olmaya başlamıştı. Partimin ortak cumhurbaşkanı adayı mutabakatına imza atmamıştım. Bu itirazlarıma konu bir basın toplantısı düzenledim ve milletvekilliğine başvuru yapmadım. Arkadaşlarıma ve parti yetkililerine yük haline geldim. Ben kendimi yük olma alanından çekiyorum. Terörün gölgesinin düştüğü yerde olmayacağım konusunda yüzlerce konuşmam vardır. Ben dün dündür bugün bugündür denen bir siyasi gelenekten gelmiyorum. Ben köprüyü geçmek için yanlışa eyvallah edecek, dayı diyecek adam değilim. Kuralsız, ahlaksız, ilkesiz kazanmaktansa, mertlikle kaybetmekten yanayım.
Bugün geldiğimiz noktada, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde İYİ Parti'nin bir oldu bittiye getirildi.
Genel başkanımızdan randevu istedim. Sebebi şu. Beraber bir yol yürüdük. Bize bazı görevler verildi. Bu süreçte milletimi utandırmadığımı düşünüyorum. Sözlerimle onların sokakta siyaset yapamaz yükü haline de gelmedim. İYİ Parti, hakarete uğramış insanların partisidir. Bir partiden ayrılınca ne hakaretlere maruz kalındığını genel başkanımız dahil tüm neferlerimiz iyi biliyor.
Partinin seçeneksizliğinden doğan zafiyetten, partiyi mecbur bıraktıkları için buradayım. Devlet, millet hizmeti görmek basittir. Ancak burada zor olan mücadeleye leke getirmemektir.
PKK'nın, Kandil'in devlet millet düşmanlarının dahil olmasını normal buluyorum. Biz sizin heveslerinizi kursağınızda bırakacağınız taraftayız. Devletini uluslararası organizasyonlara şikayet etmek için kurgulamış olanlardan olmayacağız.
İstifa mekanizmasını bu şekilde takdim ediyorum. Beni artık kendilerine yük etmesinler. Siyasi değerlendirmelerim olacaktır. Bu da partime yük olacaktır, ben bu alanı partim adına boşaltıyorum.
Ne milletime ne milletim menfaatlerine sırtımı dönmeyeceğim. Bir yanlışı savunurken milletime görünmeyeceğim. Bu emekler için omuz omuza olduğum İYİ Parti ailesine sonsuz teşekkür ediyorum. Siyaset böyle sıkıştığı anlarda bizi yol ayrımına getiren şey daha önce söylediklerimizdir.
Milletin beni bildiği gibi bulmasını sağlamak benim boynumun borcudur.
Efendim susmak lazım gibi telkinler aldım. Susmak seçim sonrasına pusulanmak demektir. Ben siyaseti pusulanarak yapmayacağım. Bunların zamanı değil, şimdi susmak lazım şeklinde telkinler oldu. Susmak demek benim için kongre sürecine pusulanmak demektir. Bana ulaşan bir teklif, görüşme, istişare olmadı. Seçime 2 ay kala ben siyasi parti değiştirmenin itibarıma zarar vereceğini düşünüyorum.
Devletimizin gücüne çalışacağız, namus sözümüz. Bu ülkeyi ne PKK'lıların, ne FETÖ'cülerin, ne Suriye'nin kuzeyindeki tertiplerin eline bırakmayacağız. Düşmanı yeni görmüyor Türk Milleti. Tertibi yeni görmüyor Türk Devleti...
(Siyasi hayatınıza nasıl devam edeceksiniz?)
Seçim sonuçlarını görmek lazım. Ben siyasete yeni başlamadım, 33 sene oldu. Hattında hizalandığım yer 33 senedir, devlet ve millettir."
AKŞENER'İ MASADAN İTTİRSELER, AĞIRALİOĞLU'NU İYİ PARTİDEN KOPMAK ZORUNDA BIRAKSALAR DA O GERÇEĞİ DEĞİŞTİREMEZLER!
Yukarıdaki sözler bir süre önce partisinden istifa eden İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'na ait.
İYİ Parti'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı Adayı olarak belirlenmesine karşı çıkan önemli bir kesim var. Her ne kadar orada burada dile getirmeseler bile kalplerinde, zihinlerinde başka fırtınaların koptuğunu biliyoruz. Zira henüz masaya Kemal Kılıçdaroğlu kendisini tam olarak dayatmadığı zamanlarda İYİ Partili birçok ismin Kılıçdaroğlu'nun adaylığına o ya da bu nedenle karşı çıktıklarına çok sık şahit olmuştuk. En önemli dayanakları da Kılıçdaroğlu'nun bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetemeyeceğine, bu konuda Meral Akşener'in kendisinden çok daha tecrübeli ve yetkin olduğuna yönelik inaçlarıydı. Haksız da sayılmazlar hani.
Ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir yandan muhalefetteki tabanın Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu'nun Recep Tayyip Erdoğan karşısında aday gösterilmesi yönündeki taleplerini umursamadı, diğer yandan 6+Artı Masa'nın ortak karar alacağı söylenmesine rağmen 2022 Haziran ayında kendi danışmanının koordinatörlüğünde Kılıçdaroğlu Gönüllüleri oluşumunu kurdurtarak, çalışmalara başlattı. Aslında sadece bu hadise bile Kılıçdaroğlu'nun niyetine net olarak ortaya koyuyordu. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, zaman zaman masaya sahadan bilgiler, zaman zaman anketler getiriyordu. Anketlerde Kılıçdaroğlu en zayıf adaydı. Buna karşın Mansur Yavaş "kazanan adaydı." Diğer yandan Ekrem İmamoğlu da Erdoğan karşısında çok ciddi oy alabiliyordu. Ancak Kılıçdaroğlu, masadaki İYİ Parti haricindeki tüm ekiple anlaşmış ve nihayetinde kendi adaylığına itiraz eden Akşener masadan ittirilmişti.
AKŞENER VE AĞIRALİOĞLU KEMAL KILIÇDAROĞLU İLE İLGİLİ OLARAK TOPLUMA VERİLMEK İSTENEN MESAJI VERDİLER DİYE DÜŞÜNÜYORUZ
Aslında birçok İYİ Partili, Meral Akşener'in masayı neden terk etmek zorunda kaldığını algılayamadı. Tabi hem parti tabanı hem biz Akşener'in masaya neden tekrar dönmek zorunda kaldığını da anlayamadık. Her birimiz kendince bir tahminde bulundu ama hakikat ne bilemedik!
Hem Meral Akşener'in hem de yazının girişinde partisinden istifa ederken yaptığı konuşmasından alıntıda bulunduğumuz Yavuz Ağıralioğlu'nun yapmaya çalıştığını anlayabilse bu ülkenin insanları, seçimlerde bunun gereğini yerine getirir. Ancak Akşener'in Kılıçdaroğlu'nun adaylığı açıklanırken Saadet Partisi Genel Merkezi önünde yüzüne yansıttığı hüzün, sıkıntı, artık her neyse, işte onun anlaşılamaması birçok insanımızın olup bitene akıl penceresinden bakmamasından kaynaklanmaktadır.
Hem Meral Akşener tüm Türkiye'ye bir mesaj vermiştir. Bize kalırsa o mesaj "Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı yapılmasının sıkıntılı olduğudur ve seçimin riske edilmesidir."
Yavuz Ağıralioğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermeyeceğini ilan etti istifasından önce. Sonrasında da istifa etti. İYİ Parti hem masaya geri dönerek hem de Ağıralioğlu gibi evlatlarını harcayarak aslında bir mücadele veriyor. Bu mücadele de bize göre seçim sonrası için. Masada olmayan bir İYİ Parti önemli oranda oy kaybedebilirdi. Masadan ayrılıp dönerek de belki İYİ Parti siyasi olarak bir bedel ödedi veya ödeyecek. Ancak hem Akşener'in hem Ağıralioğlu'nun tavırları, İYİ Parti'nin özellikle milli meselelerde Türk Milletini uyarmaya yönelik gibi geldi bize. Evet, bugün Millet İttifakından ayrılamazlar, ayrılmaları seçim sonrası ortam için de iyi olmaz ama tüm bunlara rağmen yaşanan rahatsızlığın, duyulan güvensizliğin de bir şekilde ifade edilmesi, Türk milletine aktarılması zaruriydi.
Akşener'den sonra Yavuz Ağıralioğlu'nun deyim yerindeyse kendini harcayarak partisinin pozisyonuna zarar gelmemesini sağlaması, siyaseten bir bedel ödenmesi tiyatronun görünen kısmıdır. Elbette bunun bir de perde arkası var. Orada kimbilir ne fırtınalar kopuyor. Evet orada Ağıralioğlu'nun kendini feda etmesi gerektiği de konuşulmuştur, ilerleyen zamanda yolların tekrar birleşebileceği de, daha başka hususlar da!
Elbette tüm bunlar bizim tahminlerimiz. Yanılıyor da olabiliriz. Ancak biz henüz 6+Artı Masa'nın ilk toplantısını yapacağı günlerde (Yaklaşık 13 ay önce) Kemal Kılıçdaroğlu'nun izlediği yön ve yöntemlerle muhalefet tabanı tarafından Cumhurbaşkanı Adayı olarak görülmek istenen Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nu kendi yolundan bir kenara atacağını ve kendisinin masadan aday olarak çıkartacağını öngörebilmiştik.
AĞIRALİOĞLU'NUN YAPTIĞI İŞİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU BUGÜN ANLAŞILAMAYABİLİR AMA YARIN MUTLAKA ANLAŞILACAK!
Tekrar sadede gelecek olursak: İYİ Parti'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığına itiraz edenler, karşı çıkanlar sadece Genel Başkan Meral Akşener ve Yavuz Ağıralioğlu değildi ve olmayacak. Ne var ki ittifak ruhunu korumak ve ittifak içinde kalarak alabilecekleri en yüksek oyu almak için de üzerlerine düşeni yapar gözükecekler. Bu arada Ağıralioğlu da deyim yerindeyse kendini feda etti, partisinin siyasi geleceğinin parlak kalması adına kendisini İYİ Parti'den attı!
Yavuz Ağıralioğlu gibi düşünen birçok İYİ Partili var. Ancak onlar ittifak ruhuna halel gelmesin diye ses çıkarmıyorlar şimdilik. Ağıralioğlu bu şekilde düşünen tüm İYİ Partililer açısından bir sembol olarak görülebilir. İYİ Parti izlenen bu politika ile şu an hem halen masada, hem de her şeye rağmen Kemal Kılıçdaroğlu kazanırsa onun kazanmasına vesile olan formülün sahibi veya seçimi Kılıçdaroğlu kaybettiği takdirde bu süreci önceden görüp uyaran odak konumunda görülecek. Yani nereden bakarsanız bakın İYİ Parti, seçmen gözünde kendini her iki ihtimale göre de temize çıkarmış durumda! (Tabi bu partili yöneticiler açısından. Seçmen ise HDP'nin net işbirliği yaptığı yerde durulmasından elbette rahatsız!)
"Terörün olduğu yerde olmayız" diyen, Kılıçdaroğlu'nun adaylığına ilişkin sert ifadeler kullanarak "Güçlendirilmiş Parlamenter sistem diyerek yola çıkıldı ancak güçlendirilmiş, iyileştirilmiş Kemal Kılıçdaroğlu modeli sunulmuş oldu" diyen Ağıralioğlu'nun yaptığı fedakarlığın büyüklüğü herhalde çok da uzun olmayan bir zaman sonra çok net bir şekilde anlaşılacaktır!