Önce Avrupa Futbol Şampiyonası finallerinde A Milli Futbol Takımımızla gurur duyduk. Orda yaşadığımız çeyrek final heyecanı hepimizin yüreğini kıpır kıpır etti. Ardından Paris’te düzenlenen olimpiyatlarda sahne alan tüm sporcularımız göğsümüzü kabarttı. Özellikle bir yıl önce Dünya Millet Ligini şampiyon olarak tamamlayan Kadın A Milli Voleybol takımımız nefes kesen maçlara imza attı. Özellikle geriden gelinen iki maçta Hollanda ve Çin karşısındaki mücadeleler gerçekten milletimizin göğsünü kabarttı. Okçuluk da Mete Gazoz, Boks da Busenaz Çakıroğlu ve daha ismini burada sayamayacağım kadar sporcumuz sahne aldığı olimpiyatlarda yenseler de yenilseler de temsil yetenekleri ile hepimizi sevince boğdular.

Olimpiyat tarihinde atıcılıkta ilk kez gümüş madalya kazanan sporcumuz Yusuf Dikeç’i dünya konuştu. Yine okçulukta takım halinde alınan bronz madalya hepimizi sevinçten havalara uçurdu. Elbette bütün madalyaları biz toplayalım isteriz, ama her müsabakanın bir galibi var. Örneğin sırıkla yüksek atlamada olimpiyat rekorunun da üzerine çıkıp dünya rekoru kıran İsveçli sporcu Duplantis’in ardından 5 metre 85 santim yüksekliği geçerek olimpiyatı madalyasız ama beşinci sırada tamamlayan Ersu Şaşma da ayrı bir başarı hikayesinin kahramanı oldu. Hepsinin müsabakalarını ilgiyle dikkatle izledik. Bazen yüksek sesle sevindik, bazen de buruk sevinçler yaşadık.

Özellikle ekonomide zor günlerden geçtiğimiz şu günlerde sporcularımızın gösterdikleri performans her türlü takdirin üzerinde ve hepimiz için moral kaynağı oldu. Hayatında hiç ok atmamış vatandaşlar Mete Gazoz’un kaçıncı olduğunu, hayatında boks ringini televizyonda görmüşlerimizde Busenaz’ı, bazılarımız Vargas’ı bazılarımız Ebrar’ı sorar hale geldiyse bu sporcularımızın başarısıyla duyduğumuz gururdan onlardan aldığımız moralden kaynaklanıyor.

Kim ne söylerse söylesin daha biz bir ve bütün olarak dimdik ayakta bir milletiz demektir. Helal olsun çocuklarımıza, kadınlarımıza. Bundan böyle kendi çocuklarımıza daha fazla imkan verip daha fazla güven duymalıyız.