“Çar Deli Petro’nun günümüzdeki sürümü Trump, yaptıklarıyla bize diyor ki, bundan sonra haliniz harap. Çünkü, Neron sadece Roma’yı yaktı, ben bütün dünyayı yakacağım!”

Ahmet Çuvaldız’ın bu çarpıcı benzetmesi, içinde bulunduğumuz küresel tablonun adeta kısa bir özeti. Tarih boyunca güç sahiplerinin ihtiraslarıyla şekillenen dünya düzeni, bugün de özünde değişmiş değil. Değişen sadece aktörler… Yöntemler benzer, sonuçlar tanıdık, bedeller ise her zamanki gibi ağır.

Hani meşhur bir “deli fıkrası” vardır… Dışarıdaki biri tımarhanedeki birine sorar: “İçeride kaç kişisiniz?” Cevap düşündürücüdür: “Asıl siz dışarıda kaç kişisiniz?” Bugün dünyaya baktığımızda bu sorunun anlamı daha da derinleşiyor. Akıl ile delilik arasındaki çizgi hiç olmadığı kadar bulanık. Hatta öyle ki; dışarıdakilerin, içeridekilerden daha tehlikeli olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Belki de en güvenli yer, sandığımızın aksine, o duvarların içi…

Özellikle İran’a yönelik saldırılar… İran hedef alınırken, meselenin iki ülke arasında kalmadığı açıkça görülüyor. İsrail ve ABD öncülüğünde yürütülen bu süreç, bölgesel bir gerilimin çok ötesine geçerek küresel bir sarsıntıya dönüşmüş durumda. Üstelik bu sarsıntının en ağır yükünü, savaşın tarafı bile olmayan milyarlarca insan omuzluyor.

En somut örnek: petrol fiyatları… Dünyanın en stratejik enerji kaynaklarından biri olan petrolün fiyatı her geçen gün yükselirken, bu artış artık sadece ekonomik bir veri değil; doğrudan hayatın kendisi. Zaten pamuk ipliğine bağlı dengelerle yürüyen ekonomiler, cambazın ip üzerindeki hassas yürüyüşünü andırırken, her kriz o ipi biraz daha inceltiyor. Buna rağmen hâlâ “Bizi bu savaş neden etkilesin ki?” diyenler var.

Oysa gerçek çok net: Dünya artık küçük bir köy değil; birbirine zincirlerle bağlı dev bir sistem. Bir yerde atılan bomba, başka bir yerde sofradan bir lokma eksiltiyor. Bir bölgede yükselen ateş, kilometrelerce ötede yaşayan insanların cebini yakıyor. 20 bin TL’lik maaşa mahkûm edilen emekliler, 28 bin TL’lik asgari ücretle geçim savaşı veren milyonlar… Zaten sınırlı olan yaşam sevinci, bu dalgalarla biraz daha güçsüzleşip moral olarak çöküyor.

Adana’dan, Antalya’dan yüklediği sebze ve meyveyi İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e taşıyan bir TIR şoförünü düşünün… Yola çıkarken doldurduğu mazot deposuna ödediği bedel bir anda bir buçuk katına çıkıyorsa, o insanın isyan etmesi kaçınılmazdır.

Trump-Netenyahu gibi zamanın Neron’u, Çar Deli Petro gibi liderlerin yeni sürümlerinin her gün yaptığı açıklamalar, artık sadece siyasi söylem değil; piyasaları yönlendiren, beklentileri şekillendiren ve doğrudan hayatımıza dokunan unsurlar haline gelmiş durumda. Bölgemizdeki gerilim arttıkça, bunun yansımasını akaryakıt fiyatlarında, gıda maliyetlerinde ve yaşam standartlarında açıkça görüyoruz.

Daha bir ay önce 50 TL civarında olan mazotun bugün 80 TL’yi aşması tesadüf mü? Elbette değil. Savaşta atılan her bomba, fırlatılan her füze; aslında bizim cebimizden, bizim soframızdan eksiliyor.

Kısacası… “Roma yanarken” karşı kıyıya geçip sigara tüttürmenin de bir bedeli var. Ve o bedel, er ya da geç, herkese kesiliyor.