Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Yılda sadece iki kez maaşlarına enflasyon farkı alan ve son yıllarda aldıkları maaşın alım gücünü kaybetmesiyle toplumun en mağdur kesimlerinden biri olan emekliler için belki de nefes alma imkanı sağlayacak olan ve 1018 yılından beri uygulanan “Bayram İkramiyesi” adı altında yapılan ödemeler ile ilgili de hiçbir gelişme yok. İlk verildiğinde en düşük emekli maaşının yüzde 70’ne denk gelen bayram ikramiyeleri de maaşlar gibi eridi gitti. Halen bayram ikramiyesi diye verilen paralar en düşük emekli maaşının yüzde 20’sine ancak denk geliyor. “İkramiyeler bayram harçlığına” döndü…
İlk ikramiye verildiğinde küçükbaş bir kurbanlık alınabilirken bugün emeklinin eline geçen para ile 4 kilo et bile alınamaz halde… Şaka gibi… Emekliler diyor ki; “4 bin lirayı çocuklara, torunlara harçlık falan vereceğiz. Başka ne yapacağız? 4 bin lira kurbanlık etmez.”
Bu tablo karşısında hala insanların “tozpembe bulutlar üzerinde” gezintiye çıkmasını beklemek gerçekten çok uçuk bir yaklaşım…
Geçtiğimiz gün “Sokağın sesini duyan olur mu, olmaz mı?” diye sormuştum. Bu yazının ardından pek çok kişi aradı. Arayanların ortak değerlendirmesi, “Sokağın sesini duysalar böyle olur mu?” şeklindeydi…
Gerçekten bayramlarda artık özellikle dar ve sabit gelirli kesimler için sıkıntılı süreçler olmaya başladı… Pazara gidin, markete gidin ve yaşadığınız gerçeklik çok farklı… Bir dostum şöyle diyor; “Ben gurbetçiyim. Eskiden yurt dışında dilimle, tane ile sebze ve meyve aldığımız zamanlar vardı. Türkiye’ye tatile geldiğimizde bolluk ve bereket olduğunu hissederdik, Şimdiler Türkiye bizim geçmişte Avrupa’da yaşadıklarımızı yaşıyor. Ama bir farkla… Biz de hayat çok pahalandığı için alım gücümüz yetmediği için tane dönemi başlamış. Halbuki yurt dışında eskiden sınırlı miktarda sebze meyve geldiği için böyleydi. Şimdi Avrupa o engeli çoktan aşmış durumda.”
Aynı dostum Türkiye’de özellikle dar ve sabit gelirli kesimler ile emekliler için hayatın her geçen zorlaşmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getiriyor.
Gerçekten şaka gibi… Bir taraftan yaşanan nüfusa dikkat çekilirken öte yandan asgari ücreti ortalama bir ücret haline dönüştüren, insanları günlük yaşam kavgasının içerisinde düşünemez hale getirmek nasıl bir duygu acaba…
Deniliyor ki; “Gençler evlensin!” doğru… Evet her Türk genci evlenmeli. Çünkü evlilik gelecek adına atılacak en önemli adımdır. Neslin devamı ve ülkenin geleceği bakımından çok önemli… Ancak ev kirasına yetmeyen maaşlar, insan ihtiyacına uygun olmayan gelir düzeyleri ve en önemlisi geleceğe yatırım yapmak konusundaki yetersizlikler gençlerin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Milyonlarca ev genci, üniversite mezunu genç potansiyeli sahip olmamıza rağmen onların hayal kurmasına bile müsaade etmeyen bir anlayışın mevcut durumdan rahatsızlık ifadesi makul müdür?
Emekli perişan, bayramda bırakın kurban kesmeyi torunlarına veremeyeceği harçlığın mahcubiyeti içerisinde, asgari ücretli düşünceli yarın evine ekmek götürebilecek miyim endişesi içerisinde…
Bu şartlar altında ödemesi yapılan şeyin, “bayram ikramiyesi” diye değerlendirilmesi mümkün mü? Olsa olsa ödenen para, “bayram harçlığı” olabilir.
Bu sebeple gerçekten bayram öncesi emeklilerin yüreği buruk ve kırgınlar. Zira bir emekli vatandaşımız şöyle diyor, “Emekliler bu toplumda unutulalı çok oldu. Emekliler varmış, yokmuş kimin umurunda… Bırakın torunlara haçlık vermeyi, doğalgazı, elektriği nasıl ödeyeceğimiz düşünüyoruz. Artık iş öyle bir noktaya geldi ki çocuklarımızdan destek almadan ayakta kalamıyoruz bile. Derdimizi kime anlatalım?” Şimdi soralım emekli derdini kime anlatsın?
+++
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN