Türkiye’de yeni bir döneme girildi… CHP’ye yönelik verilen “butlan” kararı gündeme bomba gibi düştü. Bu kararın ardından toplumsal kaygılar yeniden yükseldi. Ülkenin ekonomik sorunları, çalışan çalışmayan, emeklisi, dar gelirlisi, asgari ücretliler, çiftçiler, üreticilerin sorunları unutuldu ve gözler CHP’deki gelişmelere çevrildi.

İşin nasıl bir noktaya evirileceğini şimdiden kestirmek o kadar kolay değil. Tam da bayram öncesi siyasette yaşanan bu depremin ardından herkes büyük şaşkınlık yaşamaya başladı… Geçtiğimiz akşam ofisten tam çıkmaya hazırlanırken birden bire arkadaşımız İlksen Akkan, “Mutlak butlan kararı verilmiş” deyince çok büyük bir şaşkınlık yaşadım. Haberin doğruluğunu araştırmaya başladım ve kısa sürede kararın doğrulunu teyit ettik.

Sonuç olarak Türkiye siyasette yeni bir döneme giriyordu. Zaten bir yılı aşkın zamandır CHP’li belediyelere yönelik operasyonların ardından parti yönetimine de mutlak butlan kararı verilince siyaset tam orta yerinden yeniden yarıldı. Bir taraftan iç cepheyi tahkim etmekten söz edilirken toplumu yeni bir umutsuzluğa ve yeni bir hayal kırıklığına sevk eden bir karar alınmış olması kime ve neye yarayacak bunu önümüzdeki dönemde hep birlikte yaşayacağız.

Elbette siyaset kurumu hesap verebilir, şeffaf ve adalet kavramları ile siyasi ahlakı da önceleyen bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ama yaşadıklarımız inanılır gibi değil…

İşsizlik, yüksek enflasyon emekli ve asgari ücretlinin bile açlık sınırının altında yaşadığı, ev gençlerinin sayısının milyonlara ulaştığı, sürekli yükselen faizler yüzünden sanayide çarkların yavaşladığı, ithalat ve ihracat rakamlarındaki gerilemeleri, önlenemeyen kira artışlarını, daralan istihdamı ve her gün küçülen ekmeğimizi, tarlada kalan ürünümüzü, kesime gönderdiğimiz süt ineklerini unutup siyasetin dar kalıplarına sıkıştırılmış konuları tartışmaktan yorulduk. Sadece yorulmadık toplum olarak ortadan öyle bir yarıldık ki, öyle bir kutuplaşma cenderesinin içine girdik ki bunun ilerleyen zaman içerisinde nasıl tamir edileceğini, ya da tamir edilip edilemeyeceğini kestiremiyoruz.

Öyle ki mutlak butlan kararı ile siyaset, sorunların kaynağı değil çözümün adresi olmalıdır. Adaletin, liyakatin, ahlakın ve hukukun hâkim olmadığı bir siyasi düzen toplumda güven oluşturamaz. Türkiye’nin; güçlü bir hukuk devleti anlayışına, temiz siyasete ve milletin ortak vicdanını esas alan demokratik bir yönetime ihtiyacı vardır.

Peki, Türkiye’de siyaset böyle mi yapılıyor? Ne yazık ki yaşadıklarımız ve kamuoyuna yansıyanlar, tartışmalar böyle olmadığını gösteriyor. Siyaset bir kavga alanı olarak görüldüğü güçlünün zayıfı ezdiği bir mecraya dönüşmüş durumda. Millet adına siyaset yapma iddiasıyla yola çıkanların, milletin iradesini yalnızca seçim gününe sıkıştırması demokratik anlayışın ruhuna zarar verir. Milli irade, sadece sandıkta alınan oylarla değil; şeffaflıkla, hesap verebilirlikle ve halkın sesine duyulan saygıyla yaşatılır. İrade yok sayıldığında kaybeden yalnızca siyaset değil, toplumun ortak geleceği olur. Siyaseti yeniden tanzim etme çabalarının hedefi; görünen yüzüyle siyasi ahlak olsa da asıl hedef milletin güven duygusunu aşındırmaktadır. Ülkenin ana muhalefet partisinin içine itildiği durum karşısında kimileri ellerini ovuştururken neyin tahrip edildiğinin farkına umarım yakın zamanda varırız. Geldiğimiz noktada muhalefetin ortak kanaati, “Yargıya müdahale sonucu ülke ekonomisi, hukuk ve demokrasi ciddi darbe almıştır. Bu yapılanlar sadece Ana muhalefete değil hukuka ve ekonomiye Türk siyasi hayatına büyük bir darbedir” diye yorumlanıyorsa gerisi teferruattır.