“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Londra’da uluslararası yatırımcılarla yaptığı toplantıda ekonomi programına yönelik siyasi desteğin sürdüğünü ve hükümetin kararlılıkla mevcut rotayı koruduğunu ifade etti. Erken seçim ihtimalinin ise oldukça düşük olduğunu söyledi.” Haber böyle…
Eğer Sayın Mehmet Şimşek böyle söylüyorsa elbette vardır bir bildiği! Çünkü kendisi uluslararası piyasalara Türkiye ekonomisinin fotoğrafını anlatmaya, yatırımcıların güvenini kazanmaya ve yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmeye çalışan isimlerin başında geliyor. Verdiği mesaj oldukça net: “Program devam edecek, geri adım atılmayacak.”
Peki, bu programın vatandaş açısından karşılığı ne? İşte asıl tartışılması gereken nokta tam da burası… Ekonomi yönetiminin ortaya koyduğu programın merkezinde sıkı para politikası, enflasyonla mücadele ve mali disiplin bulunuyor. Ancak vatandaşın günlük hayatında hissettiği tarafına baktığımızda tablo çok daha farklı görünüyor. Çünkü sokaktaki insanın gündeminde ekonomi programının teknik detaylarından çok; market fiyatları, kira artışları, faturalar, geçim sıkıntısı ve ay sonunu getirebilme mücadelesi var. Bugün emekli neyi konuşuyor? Asgari ücretli nasıl geçineceğini… Esnaf dükkânını nasıl ayakta tutacağını… Sanayici üretim maliyetlerini nasıl karşılayacağını… Çiftçi ise artan girdi fiyatları karşısında nasıl dayanacağını düşünüyor.
Ekonomi yönetimi “sabır” istiyor. Ancak sabır da bir yere kadar… Çünkü yüksek enflasyonun yükünü en fazla dar ve sabit gelirli vatandaş taşıyor. Geliri enflasyon karşısında eriyen milyonlarca insan için açıklanan her yeni programın asıl ölçüsü; rakamlar değil, sofraya yansıyan sonuçlar oluyor.
Sayın Şimşek’in uluslararası yatırımcılara verdiği mesajlarda erken seçimin düşük ihtimal olduğunu söylemesi de aslında siyasi tablo açısından önemli bir işaret taşıyor. Anlaşılan o ki ekonomi yönetimi uzun vadeli bir program yürütmek ve mevcut politikaları sürdürmek istiyor. Ama burada vatandaşın sorduğu soru şu: “Bu program ne zaman bizim hayatımızı kolaylaştıracak?” Çünkü ekonomi sadece yatırımcıların güveninden, piyasa beklentilerinden veya uluslararası toplantılardan ibaret değil. Ekonomi aynı zamanda pazara giden annenin, maaşını bekleyen emeklinin, kepenk açan esnafın, üretim yapmak isteyen sanayicinin ve toprağa emek veren çiftçinin gerçeğidir.
Bugün Türkiye’de en büyük beklenti sadece istikrar değil; adaletli bir paylaşım ve alın terinin karşılığını alabilmek. Yabancı yatırımcının gelmesi elbette önemli. Ekonomik güven ortamının oluşması elbette gerekli. Ancak bu güven ortamı oluşturulurken toplumun geniş kesimlerinin daha fazla yük altında kalması, sosyal dengeleri de beraberinde sorgulatıyor. Bir tarafta uluslararası yatırımcılara “Türkiye’de program kararlılıkla devam ediyor” mesajı verilirken, diğer tarafta milyonlarca vatandaş “Bizim için ne zaman bir şeyler değişecek?” sorusunu sormaya devam ediyor. Muhalefetin kendi iç tartışmalarıyla meşgul olduğu, ekonomik sıkıntıların ise her geçen gün daha fazla hissedildiği bir ortamda sanayici, esnaf, çiftçi ve dar gelirli vatandaş şimdilik kendi mücadelesini vermeye devam ediyor.
Özetle… Rahat olun deniliyor. Seçim görünmüyor… Ama sorunlara çözüm de henüz görünmüyor. Ve vatandaşın asıl beklediği şey sandıktan önce, mutfağındaki yangının nasıl söndürüleceğine dair somut bir adım.