Bedavayı severiz… Hele bir de işin içinde fırsat varsa, kaçırmamak için elimizden geleni yaparız. Atalarımızın, “Yemek buldun mu ye, sopa buldun mu kaç!” sözü boşuna söylenmemiş.
Son yıllarda bunun en somut örneğini "hayır lokması" kuyruklarında görüyoruz. Nerede uzun bir kuyruk varsa bilin ki ya indirim vardır ya da bedava dağıtılan bir şey… Uluslararası markaların düzenlediği indirim günlerinde mağazalarda yaşanan izdiham görüntülerini her yıl şaşkınlıkla izliyoruz. İnsanlar saatlerce bekliyor, kapılar açılır açılmaz adeta birbirlerini eziyor.
Ancak mesele sadece "bedava" sevgisi değil… Bir de fırsatçılık var. Üstelik öyle sıradan bir fırsatçılık değil; adeta zekâ ürünüymüş gibi sunulan cinsten… Tıpkı yıllar önce hayatımıza giren ücretli poşet uygulamasında olduğu gibi… Çevreyi korumak, plastik kullanımını azaltmak ve sıfır atık bilinci oluşturmak amacıyla başlatılan uygulamada önce 25 kuruş, ardından 50 kuruş olan poşet ücretleri geçtiğimiz yıl 1 liraya yükseltildi. İçinde KDV'si, diğer vergileri derken ortaya ciddi bir ekonomik döngü çıktı. Amaç çevreyi korumaktı, vatandaş ise alışverişe bez çantayla gitmeye başladı. Yani hedef kısmen gerçekleşti. Fakat madalyonun diğer yüzünde milyonlarca poşetten oluşan devasa bir gelir vardı. Eskilerin dediği gibi… "Niyet başka, akıbet başka…" Küçük görünen rakamlar milyonlarla çarpılınca ortaya hiç de küçümsenmeyecek bir ekonomik tablo çıkıyor.
Bütün bunları neden anlattım biliyor musunuz? Gazeteye gelirken sevdiğim bir kardeşim yolumu çevirdi. "Ağabey, suya zam mı yapıldı?" diye sordu. İtiraf edeyim, ilk anda haberim yoktu. "Ben öyle bir şey duymadım" dedim. Meğer işin aslı bambaşkaymış…
1 Temmuz itibarıyla uygulamaya giren Depozito Yönetim Sistemi ile marketlerde bulunan geri dönüşüm makinelerine atılan her depozitolu ambalaj için vatandaşa 1 lira iade edilecek. Kâğıt üzerinde bakıldığında çevre adına son derece doğru, teşvik edici ve desteklenmesi gereken bir uygulama…
Ancak uygulama daha ilk günlerinde başka bir gerçekle karşılaştı. Bazı firmalar, yalnızca 1 liralık depozito bedelini yansıtmak yerine ambalajlı su fiyatlarına 3 ila 5 lira arasında zam yaptı. Vatandaş ise doğal olarak şu soruyu sormaya başladı: "Depozito sistemi mi geldi, yoksa suya gizli zam mı yapıldı?"
İşte tartışmanın tam merkezinde de bu soru var. Çünkü yasa, tüketiciye geri ödenecek yalnızca 1 liralık depozito bedelini öngörüyor. Buna rağmen raf fiyatlarının birkaç lira birden artması, çevre hassasiyetinden çok fırsatçılık görüntüsü veriyor. Üstelik yaz sıcağında elindeki boş şişeyi geri dönüşüm makinesine ulaştırıp 1 lirasını almaya çalışan vatandaşın cebinden, daha market rafında fazladan 3-5 lira çıkıyorsa burada sorgulanması gereken çevre politikası değil, fırsatçılığın ta kendisidir.
Depozito sistemi çevreyi korumak için getirildi. Ancak daha yolun başında bazıları bunu kazanç kapısına çevirmeyi başardı. Şimdi asıl soru şu: Gerçekten suya zam yapılmadı mı?
Yoksa "depozito" adı altında yapılan bu fiyat oyunları, vatandaşın cebindeki parayı sessiz sedasız eritmeye çoktan başladı mı?