Toplumun sorunlarına çözüm üretmek iddiasındaki ya da üretmek zorunda olan Siyaset kurumunun iktidarı ile muhalefeti ile gündemi malum… İktidar kanadı, oturdukları koltukların süresini mümkün olduğunca uzatma çabası ile geçmişte yazılan başarı hikayelerinin yanından bile geçmezken, muhalefet kanadı da “Butlan Girdabı”nın içerisinde tepinim duruyor… Kimse siyaset kurumunun içinde kördüğüme dönüşmüş sıkışıklığın nasıl aşılacağını bilmiyor…

Öte yandan hayat devam ediyor… Hayatın doğal akışı içerisinde olması gerekenler değil olmaması gerekenler konuşuluyor.

Mesela asıl görevi üyelerinin hak ve menfaatlerini gerek kamu işvereni gerekse özel sektör işverenleri karşısında korumak olan Türkiye’nin en köklü ve büyük işçi sendikaları TÜİK’in görevine soyunmuş istatistikler üzerinden etkisiz bir direnç noktası oluşturmaya çalışıyor. İşte o TÜRK-İŞ Konfederasyonu, Haziran 2026 dönemine ilişkin Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 35 bin 758,88 TL’ye çıktı. Yine aynı sendikanın araştırmalarına göre gıda harcamalarının yanı sıra giyim, konut, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların da dahil edildiği yoksulluk sınırı 116 bin 478,40 TL olarak hesaplanmış. Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 46 bin 248,50 TL seviyesine yükseldi. TÜRK-İŞ verilerine göre geçen yıl haziran ayında açlık sınırı 26 bin 115,18 TL, bu yıl mayıs ayında ise 35 bin 174,85 TL olarak kaydedilmişti.

Yoksulluk sınırı ise aynı dönemlerde sırasıyla 85 bin 65,75 TL ve 114 bin 576,10 TL olmuştu. Uzmanlık alanım değil rakamlar ile uğraşmak ama ortada yapılan hesaplamaların dar ve sabit gelirli kesimler ile çalışanların yaşadığı gerçeklik ile hiç ama hiç alakası yok… Rakamlar böyle iken TÜRK-İŞ hakkını savunması gereken kesimler ile ilgili iktidara üstü kapalı mesaj vermekle yetiniyor. Açıklanan rakamlar ile Türkiye’nin içinde bulunduğu büyük resim arasında uzaktan kaşından bir bağ kurmak nerede ise imkansız.

Gerçek şu; emekli maaşı 20 bin lira (Emeklilerin dul ve yetimleri bu rakamların yanına bile yaklaşamıyor. En iyi dul ve yetim bu rakamların sadece yüzde 75’ni alabiliyor.) Asgari ücret ise sadece 28 Bin 75 Türk Lirası. (Çalışanların yarısından fazlası bu ücrete tabi olarak yaşam savaşı veriyor.) Hal böyle iken yaşadığımız gerçek hayat pahalılığı ceplerdeki ekmek parasını her geçen gün daha da küçültüyor.

TÜRK-İŞ yukarıdaki istatistikleri açıklayınca hayatımızda bir şey değişecek mi? Her gün yüzlerce uzman işin bilimsel boyutu ile değerlendirmelerini yapıyor. Bunların kaç tanesi dikkate alınıyor? Kim bu eleştirilere ve açıklamalara kulak veriyor? Makro ölçekteki rakamlar ile ekonominin büyüdüğü ile övünen iktidar kanadı bu büyümeden pay alması gereken kesimleri görmezden gelmeye devam ediyor. Bu açıklamaların, yapılan değerlendirmelerin üç gün sonra açıklanacak olan enflasyon rakamlarının ötesinde emekli maaşlarına, memur maaşlarına, memur emeklilerine ve asgari ücretliye bir faydası olur mu? “….” Pardon duyamadım ne dediniz? Hayaller ve gerçekler arasındaki fark ne yazık ki bizim ülkemizde böyle…

Çözümün adresi olan siyaset kurumu mu? Hadi canım sende, “Kırmızı koltuk ve mutlak Butlan!” anladınız mı? Çünkü Abdurrahim Karakoç’un deyimi ile “Cümle Şelek garibanın sırtında!”