“Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganının üzerinden çok sular aksa da sorun değişmiyor… Her geçen yaşlanan ve nüfus artış hızı yüzde 1.4’lere kadar düşen Türkiye’de asıl mesele nedir biliyor musunuz? “Ara eleman “dediğimiz asıl işgücünü oluşturacak bir kuşak yakalayamamış olmaktır. Köyden kente göçü engelleyemeyen iktidarların şehirlerin varoşlarında toplanan kentleşememiş ama köyüne de dönemeyen insan potansiyelini hiç ama hiç üretime katamadık.

Çok teknik bir konuyu yazıyorum diye düşünmeyin… Eskişehir tabiri ile“Hazıra dağ dayanmaz…” Hani yine derler ya; “Deve desen deve değil, kuş desen kuş değil!” toplumsal travmamızın temel sorunu budur. Bazı meslekleri hor gördüğümüz için her birimizin çocuğunu amir-memur, mühendis doktor yapmak için seferber olduğumuz ortamda hizmet sektörünün ihtiyaç duyduğu, çırağı, kalfayı ve nitelikli ara iş gücünü nereden bulacağız. Şehrin ihtişamlı ışıklarına duyulan hayranlığın, tohumu ve fideyi tarlada bıraktığının farkına hala varabilmiş değiliz.

Eyvallah herkesin çocuğu kendisine özeldir de.. Bu ülkenin çöpünü kim toplayacak, tarlasını kim sürecek, ya da kim hayvancılığını geliştirecek? Diyelim ki herkes doktor oldu, herkes hemşire oldu, mühendis oldu ya sonra? Kim ekecek, kim dikecek, kim toplayacak? Kim ekmek yapacak, kim kasap olacak, peyniri kim üretecek, hayvanı kim sağacak?

Elbette teknolojinin ve bilimsel birikimlerin de değerlendirildiği, çalışmanın, üretmenin kolaylaştırılacağı düzenlere ihtiyacımız var. Ama yatarak asgari ücrete talim etmeye, makarnacılığı bir geçim kaynağı olarak kabullenip asalaklaşmaya ne gerek var? Biz kendimizden uzaklaştıkça hayvancılığı Afganlılara, çiftçiği de Suriyelilere teslim ederiz…

Gelişmiş dünyanın, refah düzeyi yüksek insanlığın nimetlerinden faydalanmak için çalışmalı değil miyiz? Elbette… Ancak her dönemde yap-boz eğitim politikaları ile tembelleştirdiğimiz ve sadece tüketim toplumu haline dönüştürdüğümüz çocuklarımızın sorumluluğu kimin Allah aşkına?
Bu topluma berber de lazım, motorcu da, elektrikçi de, çay ocağında askıcı da olmazsa olmazlardan.. Bugün pek çok meslek ilgisizlik ve çırak bulamamak dolayısıyla kaybolup gidiyor. Halbuki medeni dünyanın( Biz medeniyetsiz değiliz elbette onu kast etmiyorum) dünyanın en eski mesleklerini yaşatma çabalarını da yakından takip etmeliyiz..

Kim bilir belki bir gün ihtiyaç duyulur… Rahmetli oldu Orta Okul yıllarımızda bir müdürümüz vardı Çetin Aslançelik şöyle derdi, “Çocuklar iki dünya savaşı yaşanmış. Geldiğimiz noktada 3’ncü dünya savaşı yaşanırsa bilin ki 4’ncü dünya savaşı taş ve sopalar ile yapılır!”

Yani hocamızın bize bu sözüyle anlatmak istediği şey, “bilgi ve deneyim insanlığın her zaman muhtaç olduğu en temel vazgeçilmez değerdir.”
Buraya nereden mi geldim. Esnaf Odaları Birliği’nin çiçeği burnundaki başkanı Adnan Karamanlı’nın sitemlerinden. Karamanlı şöyle diyor; “Pazarcı arkadaşlarımız yevmiyeli çalıştıracak genç bulamadıkları için emekli çalıştırıyor. Çok doğru söylüyorlar, çünkü sanayide veya herhangi bir iş yerinde artık genç bulamıyoruz."Böyle gider mi? Gitmez.. Eğer biz kendimizi değiştirmezsek daha çok dizimizi döveriz çoookkkk..