Tam 33 yıl önce Sivas Madımak otelinde bir katliam gerçekleşti. 1978 yılında, yine Sivas’ta “camiyi bombaladılar” yalanını uydurup halkı birbirine düşürmeye kalkışmışlardı. Emperyalistlerin kontrolündeki karanlık güçler, Pir Sultan Abdal Festivaline katılan aydın ve sanatçıların kaldığı Madımak oteli ateşe verdiler ve 35 aydın ve sanatçı yanarak, dumandan boğularak hayatını kaybetti. 78 yılındaki girişim bu kez büyük bir olayla sonuçlanmıştı. Türkiye’nin yüreği yandı.
Ülkemizde kara günler vardır. 2 Temmuz günü de böyle bir karanlık gündür. unutmamamız gereken bir şey var, karanlığın sonu aydınlıktır. En koyu karanlıktan sonra gün ağarır. Güneş çıkar.
İŞ BİLMEZLİK Mİ VAR?
O yıllarda iktidarda DYP-SHP koalisyon hükümeti vardır. Olayların olduğu günde Başbakan Tansu Çiller yurtdışında yerine başbakan yardımcısı Erdal İnönü vekâlet ediyordu. Tüm bu yaşananlara o gün sessiz kalanlar bugünde çıkarak, mesajlar yayınlayacaklar. Üzüntülerini bildirecekler.
AZİZ NESİN’İN KALEMİNDEN SİVAS KATLİAMI
Olaylarda direkt hedef alınan bugün aramızda olmayan Aziz Nesin, olaylardan sonra şunları söyledi :”Ben Aziz Nesin. 1915 doğumluyum ve işin aslı yaşadığım toplumdan biraz farklı bir yapıdayım. Boyum kadar kitap yazmış, hayatımı yazmaktan kazanmış biriyim. Açık sözlüyüm, düşünürüm düşündüğümü söylerim. Bundandır ki, ömrümün uzun bir süresini ya hapishanelerde geçirdim ya ölümle burun buruna geldim. Ancak bir olay var ki yarası kapanmaz, kapanamaz. Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim. İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı. 2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler, bir nevi olacakların habercisiydi”
ERDAL İNÖNÜ’YÜ ARADI
O gün olaylar devam ederken, Aziz Nesin üç kez başbakan yardımcısı sıfatıyla Erdal İnönü’yü aradı. Nesin, telefon görüşmelerini de daha sonra şu şekilde kamuoyu ile paylaştı:” Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık. Erdal İnönü arandı ve ona ‘Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı’ dedim. Gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti. Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı. Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın olduğum anı artık görebiliyordum. Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti”.
KİMSE BUGÜN BAHANE ARAMIYOR
Aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Yitirdiklerimizi bugün sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Toplum, devlet ve millet olarak Sivas’ta yitirdiğimiz canlar için ağır kusurlu ve borçluyuz. Tek tesellimiz artık kimse Sivas olaylarına bir bahane aramıyor, milletimizin tamamı bu olayları lanetliyor ve kınıyor.
SİVAS TARİH BOYUNCA
Tarih boyunca Sivas kentinin şahsında hep iki çizgi varlığını devam ettirir. Pir Sultan Abdal’ın baş eğmez mücadeleci yolu ile Hızır Paşa’nın hain, ihanetçi çizgisi. Bu iki farklı dünya anlayışı, insanlığın hizmetinde olma ile ona ihanet etme çizgisi 2 Temmuz 1993 tarihinde bir kez daha tarih sahnesine çıktı. İhanet etme çizgisi 1978 de yine Sivas da ortaya konulmaya çalışılmıştı.
MUMCU’NUN KATLİAMI
24 Ocak 1993 günü gazeteci Uğur Mumcu'nun, 17 Şubat 1993 günü de Jandarma Komutanı Org. Eşref Bitlis'in şehit edilmesiyle başlayan 1993 yılındaki suikast ve tertiplerin zirveye çıktığı eylem ise 2 Temmuz günü Sivas'ta girişilen katliamdı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'a gelen aydın ve sanatçıların kaldığı Madımak Otel'e yapılan kundaklama hadisesi, kırmızı bölgede yaratılan ‘Gladyo’ eylemiydi. Tıpkı 1980 öncesi Türkiye'yi darbeye sürüklemek için 5 bin 300 gencimizin katledilmesi yanında Kahramanmaraş, Sivas, Malatya ve Çorum'da denenen toplu katliamların başka bir biçimiydi.
Sivas katliamından iki yıl sonra Başbağlarda terör örgütünün yaptığı katliamda da aynı elin izini görürüz. Dersler çıkarmalıyız.