Bugün Dünya Tiyatrolar Günü, sayın valimiz Dr. Erdinç Yılmaz da bir mesaj yayınlayınca, aklıma 2000’li yıllarda yaşadığım bir olay aklıma geldi. Yılmaz Büyükerşen ile görülen fotoğrafımızda köyde bir tiyatro etkinliğine giderken çekildi. Türk tiyatrosu denilince akla ilk önce Muhsin Ertuğrul gelir. Ünlü tiyatro adamımız, şehir tiyatrolara ‘Bir şehrin ocak başıdır” benzetmesini yapardı. Eskişehir’de geldiğimiz noktada, Şehir Tiyatrolarımız, 8 sahnesi ile dünya ölçeğinde bir tiyatro topluluğu oldu. Köşeme bugün koyduğumuz fotoğrafı yorumlarsak, Yılmaz Büyükerşen’in elinde fotoğraf makinesi yanında ben yürüyorum. Gittiğimiz yolun sonunda Mihalgazi İlçemizin Alpagut mahallesindeki tiyatro karşımıza çıkıyordu.

100 BİN SEYİRCİ

2000 yılında kurulan Şehir Tiyatrolarındaki oyunları, Eskişehir içine yayılan sahnelerinde yılda 100 bine yakın kişi izliyor. Çevre illerden ve başka şehirlerden de tiyatro oyunlarımızı izlemeye gelenler var. Şehir tiyatrolarımız da herhangi bir oyunu izlemek, bilet almak için, torpil aranan Eskişehir’den başka bir şehirde yoktur. Şehir tiyatrolarının cüzi fiyatına karşılık, İstanbul’dan gelen ve Eskişehir’de oyun sahneleyen tiyatrolar bile şehir tiyatrolarına göre yüksek bilet fiyatlarına rağmen kapalı gişe oynarlar.

KÖK GEREKİYOR

Bugün 100 bin kişi Eskişehir’de oyunlaru izlemeye gidiyor ama bu duruma tabii ki bir günde veya bir yılda gelinmedi. Herkesin emeği var. Şehir Tiyatrolarının kökleri daha Osmanlı döneminde atıldı. Cumhuriyet döneminde Şehir Tiyatroları daha da gelişti. Yani, bu topraklarda Şehir Tiyatroları adına 110 yıllık bir geçmiş var. Eskişehir’de Yılmaz Hoca ve arkadaşları gençliklerinde ‘kanlarını satarak’ Eskişehir’de ilk Şehir Tiyatrosu benzerini kurdular. Yıllar önce oluşturulan bu yapı yaşatılamadı.2001 yılında ise Eskişehirli ilk kez Şehir Tiyatrosuna kavuştu. Bugün Şehir Tiyatroları'mızın yurtdışındaki festivallere davet edilerek, perdelerini açtıklarını unutmayalım.

FOTOĞRAFA GELİRSEK

Bugün köşemdeki fotoğrafı anlamı benim için büyüktür. Demirel’den Koç’a kadar Yılmaz Büyükerşen’i anlatan kitap yazıldığında bu kadar ünlü kişi arasında bir yazıda ben yazdım. Yazıya konulan fotoğrafta budur. Çünkü Yılmaz Hoca ile teke tek başka fotoğraf çektirmemişiz. O dönem herkes şaşırmıştı. Çünkü genel kural vardır. Habercinin kendisi haber olmaz. Haberci haber yapar.

FOTOĞRAFLAR HOCANIN ARŞİVİNDE

Şimdi köşemizde yer alan fotoğrafın hikayesine gelirsek, Mihalgazi’nin Alpagut mahallesinde yaşayan Emine Tongur, ‘şehitlerimiz’ için bir oyun yazdı. Bu oyunu o zaman köy olan Alpagut‘un dar sokaklarında çocuklar ile oyunun provalarını yaptı. Köydeki okul provalar için kendine verilmeyince, dönemin kaymakamına dilekçe yazdı. Kaymakamlıktan da sorun çıkınca, bana olayları anlattı. Ben devreye girince, kaymakamlıktan onay çıktı. Büyük gün geldi. Bende davet edildim.

Whatsapp Image 2026 03 26 At 15.23.34

OTOBÜS İLE GİTTİM

Oyunu yazan Emine Tongur’un bir grup arkadaşı ile o dönemde tek sahne olan Haller Sahnesinde, oyun izlediğini öğrendim. Yılmaz Hoca’ya durumu anlattım. Otobüs ile oyunun başlayıcından birkaç saat önce Alpagut’a vardım. Köy meydanına kamyon çekilmiş, plastik sandalyeler dizilmişti. Çekilen kamyona tiyatro sahnesi de yapılmıştı. O yıllarda Eskişehir’in tümü Büyükşehir içinde değildi. Henüz büyükşehir yasası çıkmamıştı. Meydanda gezen kravatlı şahsın belediye başkanı olduğunu öğrenince yanına giderek, Yılmaz Hoca’nın da geleceğini söyledim.

Başkan hemen bana tepki göstererek, bölgedeki belediye başkanı olarak hocadan randevu alamadıklarından yakındı. Bende ayağınıza getirdiğimi söyledim. Az sonra başkanın yanında Yılmaz Hoca telefonla arayınca inandı. Hemen öbür belediye başkanlarına haber verdi. Başkanlar geldi. İlk önce benim cep telefonunu aldılar. Yılmaz Hoca, köyü ve kahvesini küçük bir teftişten sonra en ön sırada yerini aldı. Emine oyundan önce yaptığı kısa konuşmada Yılmaz Hoca’yı övdü. Hoca kısa zamansa köylüler ile bütünleşti. Sonra köy kadınları Eskişehir’e Şehir Tiyatrolarına getirildi. Gazeteler olaydan genişçe bahsetti.

BİRİNCİ OLDULAR

Aradan bir yıl geçti. Bu kez Anadolu Üniversitesi İletişim Bölümünden biri kız üç öğrenci bana Aydın Doğan’ın İletişim öğrencileri için açtığı yarışmaya katılmak istediklerini söylediler. Benden konu desteği istediler. Bende Emine’nin hikâyesini köye gidip çekmelerini istedim. Gittiler ve Türkiye çapındaki yarışmada birinci oldular. Aydın Doğan da ödül törenini Eskişehir’e taşıdı. Törende benden de söz edildi.