Anadolu’nun çalkantılı bir döneminde ortaya çıkan Yunus Emre, yalnızca bir şair değil, aynı zamanda insanlığa yol gösteren bir düşünce insanıdır. Onun sözleri yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşmış, hâlâ canlılığını ve etkisini korumaktadır. Ayrıca, Yunus Emre, sadece tarihsel bir şahsiyet değil; günümüz insanının da ihtiyaç duyduğu değerleri temsil eden evrensel bir figür olarak karşımıza çıkar. Valimiz Dr.. Erdinç Yılmaz Eskişehirlilere çağrıda bulunarak “Şehrimizin her bir köşesinde yankılanacak olan bu sevgi iklimini birlikte solumak, gönül köprülerimizi güçlendirmek ve "Bizim Yunus"u layığıyla yad etmek üzere; tüm Eskişehirli hemşerilerimi Yunus Emre’yi Anma Etkinliklerine katılmaya, bu manevi sofrada buluşmaya davet ediyorum” dedi.
DEĞER BİLMEK
Yunus Emre ve Nasreddin Hoca net bir biçimde Eskişehirlidir. Biz Eskişehirliler onları anarken, anlamaya çalışırken bir şeyleri eksik yapıyoruz. Yeterince onları tanıtamıyoruz. Sivrihisarlı Nasreddin Hoca denilince, Akşehir akla gelmemelidir. Yunus Emre’nin Eskişehirli olduğu konusunda padişah fermanları bile var. Birleşmiş Milletlerin kültür kuruluş olan UNESCO tüm dünyada iki yıl ‘Yunus Emre Sevgi Yılı’ olarak ilan etti ve kutladı. Eskişehirli ise her yıl bugünlerde ‘Yunus Emre’yi’ anıyor. Yunus için ne yapılsa azdır. Hepimiz Yunus Emre’yi yeteri kadar anamadığımızı düşünüyoruz. Bu durum birazda, Eskişehirlilerdeki Yunus sevgisinden kaynaklanıyor.
SİYASET OLMAMALIDIR
Ülkede ve Eskişehir’deki sert siyaset yerini yumuşamaya hoşgörü bırakmalıdır. Yunus Emre’nin manevi şahsında her alanda hoşgörünün ortaya çıkması gerekiyor. Bu yıl hoşgörü treni yok mu? Mihalıççık Belediyemizin son dönemde Yunus Emre çalışmaları ilgi çekmeye başlamıştı. Ancak, belediyemiz siyasete dalınca, bu çalışmalar yerine siyasi tartışmalar gündeme gelmeye başladı. Yılmaz Büyükerşen, Yunus Emre’de yapılan törenlerin uzaklık nedeniyle yeteri kadar ilgi görmediğini belirterek, Muttalip Caddesindeki ‘Büyük Parkta’ törenlerin daha görkemli kent merkezinde, yapılmasını düşünmüştü. Bu da çalışma da mümkün olmadı.
TÜRKÇE ONUNLA VAR
Yunus Emre’nin yaşadığı dönem, Anadolu’nun siyasi ve sosyal açıdan büyük sarsıntılar geçirdiği bir zamandır. Savaşlar, göçler ve belirsizlikler insanların ruh dünyasını derinden etkilemiştir. Böyle bir ortamda Yunus Emre, karmaşık ve ağır söylemler yerine sade bir dil kullanarak halka seslenmiş, onların kalbine dokunmayı başarmıştır. Onun en büyük gücü, anlaşılır olmasıdır. Çünkü o, bilgiyi sadece aktarmakla kalmamış, aynı zamanda hissettirmiştir.
700 yıl önce Yunus Emre olmasaydı, belki de Türkçe bugün dünyada milyonlarca kişi tarafından okunup, yazılmayacaktı. Ayrıca Yunus Emre tüm dünyaya barış içinde yaşamayı tavsiye ederek,” Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için” demiştir. Türk milletinin tüm bireyleri olarak Yunus Emre konusunda her geçen yıl daha doyurucu ve görkemli anmalar, kutlamalar yapmalıyız. Yunus Emre konusunda biz hemşerileri bir adım daha önde olmalıyız. Yüzyılların ötesinden onu selamlamalı ve kadirşinaslığımızı göstermeliyiz. O olmasaydı, Türkçe olmazdı. Türkçe olmadığında ise bizler yoktuk. Başka bir şey var olurdu. Kısacası, Yunus Emre’nin düşüncesinin merkezinde “insan” vardır. Ona göre insan, yaratılmışların en değerlisidir ve bu değerin temelinde sevgi yatar. “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” anlayışı, onun dünya görüşünün özeti gibidir. Bu yönüyle Yunus Emre yani bizim hemşerimiz, yalnızca kendi dönemine değil, tüm insanlığa hitap eden bir evrensellik taşır. Bizde davranışlarımızı Yunus Emre ve Nasreddin Hoca’nın düsturlarına göre yapalım.