Dün Türkçülük günüydü. Bazılarımızın bu konuyu gelişi güzel değerlendirdiğini düşünüyorum. Türkçülük günü bir ırkçı yaklaşımla ele alınmamalıdır. Ülkemizdeki Türk Milliyetçileri, Türkiye’nin 1876, 1908, 1920 Devrimlerine, ilerici hareketlerine öncülük ettiler. Akşam televizyonlarımızın başına oturduğumuzda haber programlarında dünyanın merkezi Atlantik’ten Avrasya’ya kaydığı yönündeki yorumlar ile karşılaşıyoruz. Birkaç yıl önce bu konulara yazılarımızda değindiğimizde, tepki görüyor ya da masal anlattığımız düşünülüyordu. Bugün gelinen noktada enerji kaynakları, üretim artık Asya’dadır. Bugün dünyanın geleceğinin Atlantik ve Avrupa da olmadığı, Asya’ya kaydığı görülüyor.
100 MİLYONLUK TÜRK DÜNYASI
Almanya, Fransa devlet adamları da bu görüşü paylaşıyor. Avrasya’da ne var. Her şeyden önce 100 milyonluk bir Türk dünyası ile bu dünyanın yakın ilişkili olduğu Çin, Rusya, İran, Pakistan ve Hindistan var. Bu coğrafyanın çıkarlarının kesiştiği görüyor. Batı dünyası ve Atlantikçiler, Türkiye’nin Avrasya’ya kaymaması için çeşitli yollar deniyor. Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Türkiye’yi kendi yanlarında görmek istediğini söyleyeli 15 yılı geçtik. Bugün bu şartların oluştuğunu, en batıcı televizyon kanallarında yorum yapanlarda açıkça söylüyor. Türkiye ve Türk Dünyası Avrasya’da yakın gelecekte bir daha ayrılmamak üzere birleşecektir.
TÜRK KÖKENLİ ÜLKELER
Türk dilli konuşan cumhuriyetler, toplam olarak bakarsak Çin ve Rusya ile çok sıkı ekonomik ve siyasal ilişkiler içinde bulunuyorlar.
Türkiye’nin dış ticaretteki ilk iki ortağı, Rusya ve Çin’dir. Diğer Türk cumhuriyetleri de ekonomik ilişkiler sürekli gelişiyor. Bugünkü dünya koşullarında, Rus, Türk, İran ve Çin devletleri ekseninde bir Avrasya Birliği oluşmaktadır. Süreç bu yöndedir. Şartlarda zorlamaktadır. Atlantik’te bu gidişi çok iyi görüyor ve Avrasya’da birleşme eğilimi içine giren devletlerin ve halkların arasında düşmanlık kışkırtmaya çalışıyor.
PLANLAR DIŞINDA OLMAK
1950’lerden bu yana, alışkanlıkla Türkçülüğü batılı planlara bağlı olarak görenlerin Türkçülük konusunda yorumları da başka oluyor. Geçenlerde Eskişehir’de bu konu ile ilgilenen bir sivil toplum kuruluşu yöneticilerine, dünyaya yön veren Türkçülerin, bugün çoğunluğunun geçmişte sosyalist olduklarını, Türkçülüğünde buradan çıktığını söyledim. Şaşırdılar. Çünkü 1950 den bu yana bu konuda bakış aslında batının bakışını yansıtıyor. Tarihimize bile batı bakışı ile bakıyoruz. Son yıllarda bu durumlar değişti. Bugün ‘Türkçülük’ hareketi içinde olduğunu söyleyenler, dünya Türkçülüğü ile birleşmelidir. Dünya Türkçülüğü ile birleşmeyene, Türkçü demek biraz zor olur.
ATATÜRK’E BAKTIĞIMIZDA
Türk Devriminin teorisi ve gelişimi 19. Yüzyılda oluşmaya başladı. Atatürk döneminde bu teori Altı Okla anlatırdı. Altı ok programında Fransız ve Sovyet devriminin tecrübelerini görürüz. Yani, Atatürk uluslararası geçerliliği olan bir programı ortaya çıkarmış oldu. Türk Milliyetçiliği, Türk Devrimi sürecinde kendi tecrübelerine dayanarak program geliştirirken, aynı zamanda kendisine benzeyen Mazlum Milletlerin tecrübelerinden de yararlandı.
YEDİ TÜRK DEVLETİ VAR
Bugün dünyada yedi Türk devleti bulunuyor: Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’dır. Hepsinin ortak özellikleri Çin, Rusya, İran, Hindistan ve Pakistan ile vazgeçemeyecekleri ortak çıkarlara, bağlara ve geleceğe sahip olmalarıdır. Ayrıca, Rusya’da, Çin’de, Afganistan ve İran’da, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Doğu Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde Türkler var. Bu da ayrı bir zenginliğimizdir. Sonuç olarak, Türkçülük, herhangi bir Milliyetçilik değil, Çağdaş Uygarlığa öncü katkıları olan bir Milliyetçiliktir.