Eskişehir Dede Korkut parkında çifte standart uygulanıyor. Çimlerde yürümek serbest, annelerin eğitim çalışması neden yasak? Kraldan çok kralcılık, bazen en çok kralın sözünü boşa çıkarır. Eskişehir’in orta yerindeki parkta zaman zaman bunu görüyoruz. Eskişehir'de yaşananlar da bu açıdan ciddi bir uyarıdır. Dede Korkut Parkında yaşananlar, kamuya ait alanların kimin için ve hangi anlayışla yönetildiği sorusunu gündeme getiriyor. Önce yoga yapanlar parktan çıkarıldı. Ardından bebekleriyle birlikte eğitim çalışması yapan 75 anne aynı uygulamayla karşılaştı. Halkın kullanımına açık bir yeşil alan, hangi gerekçeyle vatandaşın faaliyetlerine kapatılıyor? AK Parti’nin önceki dönem Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı, yoga yapanların parktan çıkarılması üzerine yaptığı açıklamada, çimlere basmanın, çimlerde yürümenin ve parkı kullanmanın herkes için serbest olduğunu vurgulamıştı. Bir park Türkiye’nin gündemine ikinci kez oturdu. Belediyeler dışında bir park işletmeciliği sorun getiriyor. Parkı kontrol eden bir belediye olması gerekiyor.
ORMAN DEĞİL
Dede Korkut parkında yanlış uygulamaları konuşurken, Millet bahçesinin de zaman zaman bakımsızlığını konuşuyoruz. Atatürk stadyumu ve dış sahanın kaldırılınca yerine yapılan parkında bakım sorunu ortaya çıktı. Buraya ilk önce toplu konut yapılacaktı. Ancak, Eskişehirlilerin buraya park yapılmasını istemeleri, konut yapılmasını engelledi. Eskişehir’de daha öncede bugünkü Büyükşehir Belediyesine ait Kent Park’a da, toplu konut yapılacaktı. Hatta Demirel burada temel bile atmıştı. Eskişehirliler verdikleri mücadele ile Kent Park alanı ve Atatürk Stadyumunun yerini Eskişehirlilere yeşil alan olarak kazandırdı. Dede Korkut Parkının da, Millet Bahçesinin de Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğuna verilmesi gerekiyor. Verilmezse, kraldan çok kralcılar sorun çıkarmaya devam edecek. Son dönemlerde bakımsızlığı ve mültecilerin çokça kullanması ile Eskişehirliler tarafından sıkça eleştirilen bir yer konumu olmuştu.
TEDBİR ALINMALIDIR
AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, son olaya karşı sert açıklama yaptı. Konuyu takip edeceklerini söyledi. Yapılan olayın yanlış olduğunu Albayrak da söyledi. AK Parti İl başkanı Gürhan Albayrak, Eskişehir ile birçok konuda açıklama yapıyor. Yaptığı çalışmalarında da Eskişehirlilerden destek görüyor. Ancak, biri çıkıyor. Albayrak’ın yaptığı işleri sabote ediyor. Kamuoyundan büyük tepki alıyor. Yanlışın sorumluluğu kimde? İl başkanının müdahalesini gerektiren bir sorun nasıl ortaya çıkıyor? Bazen yöneticilerin söylemediğini, istemediğini ya da açıkça karşı çıkacağını bildirdiği uygulamaları, onların adına hareket ettiğini düşünenler hayata geçirir. Yetki kullananlar, kuralları uyguladıklarını düşünürken kamu hizmetinin asıl amacını gözden kaçırabilir. Sonuçta ortaya, kendi yöneticilerinin açıklamalarıyla bile çelişen bir yönetim anlayışı çıkar. Kamuya ait parkların düzeni, güvenliği ve yeşil alanların korunması için kurallar konulabilir. Her etkinlik için gerekli izinler ve makul düzenlemeler de gündeme gelebilir. Ancak bu kurallar açık, nesnel ve herkese eşit uygulanmalıdır. Bir etkinlik sırf alışılmışın dışında diye engellenemez; bir grup vatandaşın faaliyeti, somut bir gerekçe gösterilmeden yasaklanamaz. Hele aynı alanın kullanımına ilişkin farklı uygulamalar varsa, bunlar ortadan kaldırılmalıdır.
YANLIZCA DEDE KORKUT DEĞİL
Eskişehir'deki tartışmayı daha geniş bir çerçevede ele almak gerekiyor. Dede Korkut ve Millet Bahçesi'nin bakımını Orman İşletmesi ve bazı kamu kurumlarının yaptığı biliniyor. Benzer bir durum, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının hat boyunca uzanan yeşil alanlarında da karşımıza çıkıyor.Bu alanların bakımı, korunması ve günlük yönetimi farklı kamu kurumları arasında paylaşıldığında koordinasyon, yetki ve sorumluluk meselesi önem kazanıyor. Ancak burada asıl ölçü, belediyenin hangi siyasi partiden olduğu değil, vatandaşın kamu hizmetinden eşit yararlanıp yararlanamadığıdır. Eskişehir'de yerel yönetimin başka partide olması, kamu kurumlarının kentteki uygulamalarını siyasi rekabetin konusu hâline getirebilir. Fakat kamuya ait alanların yönetimi, partiler arası çekişmenin aracı olmamalıdır. Bir yeşil alanın bakımını hangi kurum yaparsa yapsın, orayı kullanan yurttaşın hakkı değişmez. Ancak yanıtı varsayımlarla değil, somut uygulamalarla aramak gerekir. Asıl mesele, kamusal alanların siyasi aidiyete göre değil, herkesin ortak hakkı olduğu bilinciyle yönetilmesidir.
HERKESİN HAKKIDIR
Bir parkı yalnızca ağaçları sulanan, çimleri biçilen ve yolları temizlenen bir yer olarak göremeyiz. Parklar, kent yaşamının ortak alanlarıdır. İnsanlar orada yürür, dinlenir, spor yapar, çocuklarını büyütür, eğitim etkinliklerine katılır ve sosyalleşir. Elbette bu faaliyetler çevreye zarar vermemeli, diğer kullanıcıların haklarını ihlal etmemeli ve güvenliği tehlikeye atmamalıdır. Fakat kamusal alanı korumakla kamusal alanın kullanımını gereksiz yere sınırlandırmak aynı şey değildir. Nabi Avcı'nın Dede Korkut Parkında yoga tartışması sırasında dile getirdiği yaklaşımın özü de budur: Çimlere basmak, yürümek ve parkı kullanmak herkesin hakkıdır. Bu ilke yalnızca yoga yapanlar için değil, bebekleriyle eğitim çalışmasına katılan anneler için de geçerli olmalıdır. Şimdi yetkililerin yapması gereken, birbirini izleyen bu iki olayın gerekçelerini açıklamak, uygulamadan sorumlu olanları belirlemek ve aynı sorunların tekrarlanmaması için açık kurallar koymaktır. Parklarda, hangi etkinliklerin hangi koşullarda yapılabileceği herkesçe bilinmelidir. Kararlar keyfiliğe değil, eşitlik ve kamu yararı ölçütlerine dayanmalıdır. Çünkü bir yeşil alanın değeri, yalnızca yeşilinin ne kadar bakımlı olduğuyla ölçülmez. O alanın kapılarının yurttaşa ne kadar açık olduğuyla da ölçülür. Kent merkezindeki belediyenin sorumluluğu dışındaki yeşil alanlar, ortak bir protokol yapılarak Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğuna verilmelidir.