Aslında bugün farklı bir konuyu gündeme taşıyacaktım. Ancak İstanbul’da yıkılan bir binanın yarattığı trajediyi görünce aklıma yine kentsel dönüşüm meselesi takıldı. Eskiler boşuna dememiş: “Ehem, mühimin önüne geçer!”

Maltepe’de yaşanan yıkım, Türkiye’nin yıllardır konuştuğu ama bir türlü gereken mesafeyi alamadığı kentsel dönüşüm gerçeğini yeniden gündeme taşıdı. Televizyon ekranlarında yetkili ve etkili isimlerin kentsel dönüşümü ağızlarının ucuyla hatırlatmalarını ise doğrusu içim acıyarak dinledim. Çünkü bizde bazı meseleler, ancak bir bina yıkıldığında, bir felaket yaşandığında ve canlar kaybedildiğinde hatırlanıyor. Sonra gündem değişiyor, sözler unutuluyor, hayat bildiğimiz gibi devam ediyor.

Aslına bakarsanız, “İstanbul Maltepe’de yıkılan binanın Eskişehir’in kentsel dönüşümüyle ne ilgisi var?” diye sorabilirsiniz.

Anlatayım… Türkiye’de TRT ile başlayan televizyon yayıncılığının emekleme dönemlerinden hafızamda kalan eski bir reklam filmi var. Komik olduğu kadar düşündürücü de olan bu filmde, obez bir vatandaşa çeşitli resimler gösteriliyor ve her defasında “Bu ne?” diye soruluyor. Vatandaşın cevabı hep aynı: O dönemde yeni çıkan bir çikolatanın adı, “…milk!”

Karşısına ne koyarsanız koyun, onun aklında aynı şey var. İşte benimki de biraz böyle… Her yıkılan bina, her göçük ve her can kaybı, aklıma Eskişehir’de acilen yenilenmesi gerektiği belirtilen yaklaşık 6 bin binayı getiriyor. Yerel yönetimlerle İnşaat Mühendisleri Odası’nın önceki dönem Yönetim Kurulu Başkanı H. Orkun Kılıç’ın görev yaptığı dönemde imzalanan protokol kapsamında yapılan gözlemlerden ortaya çıkan bu gerçek, hafızamdan hiç silinmiyor.

Peki, biz bu gerçeğin neresindeyiz?

Eskişehir’deki fayların deprem üretme ihtimalinin bazı bölgelere göre daha düşük olduğu düşünülebilir. Ancak bu durum, deprem tehlikesinin olmadığı anlamına gelmez. Yakın çevremizde meydana gelebilecek büyük bir depremin şehrimizi etkileme ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Öyleyse neden tehlikeyi kapımızı çalana kadar bekleyelim? Eskiler yine güzel söylemiş: “Sen eşeğini sağlam kazığa bağla da kurt yerse yesin!” Önce tedbirimizi alalım. Sonrasını Allah’a bırakalım. Çünkü “Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak iyidir.” Elbette Eskişehir’de kentsel dönüşüm adına hiçbir şey yapılmıyor diyemeyiz. Ancak asıl mesele, yapılanların ne kadar yeterli olduğu ve tehlike altındaki yapıların ne hızla güvenli hale getirildiğidir. Verilen sözler, düzenlenen toplantılar ve yapılan açıklamalar elbette önemlidir. Ama vatandaşın asıl görmek istediği, güvenle oturabileceği bir evdir.

Kentsel dönüşüm, yalnızca binaları yenilemek değil, insanların hayatını güvence altına almaktır. Bunun için de “Çok laf, az iş” anlayışından kurtulup “Az laf, çok iş” dönemine geçmek gerekiyor. Artık her türlü vakit kaybının önüne geçmeliyiz. Zaman israfı bir gün yakamıza yapışır Çünkü deprem, ne seçim takvimini bekler ne de bürokratik işlemlerin tamamlanmasını…

Ağustos böceği gibi yaz boyunca saz çalıp söyler, kışın hazırlıksız yakalanırsak bunun bedelini hep birlikte öderiz. Kentsel dönüşememek tam da budur: Tehlikeyi bilmek, çözümü konuşmak ama harekete geçmek için felaketi beklemek! Her şeyi yerel yönetimlerden ya da tek başına devlet kurumlarından beklemek yerine ortak aklın harekete geçirilmesinin önündeki engel nedir? Bu sorunun cevabını verdiğimiz gün sorunları kökünden hallettiğimiz gündür.