Bazen bir şarkı sözü, birkaç mısra şiir öylesine çok şey anlatır ki üzerine söylenecek söz kalmaz… Tıpkı şu dizeler gibi:
“Kibrinin uğruna kıydın da bize
Gururun gönlüne huzur verdi mi?
Vicdanını bile getirdin dize,
Ayrıldık da başın göğe erdi mi?”
Şiirin kime ait olduğunu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; bu dizeleri bir yerde duyduğumda hep mırıldanasım gelir. Oldum olası ayrılıklara, kayıplara, hüzünlü sözlere pek dayanamam. Bu kez beni en çok etkileyen ise şu mısra oldu: “Ayrıldık da başın göğe erdi mi?”
Bir süredir devam eden tartışmaların ardından Kurşunlu Külliyesi’nin tahliye süreci başladı. Şimdi o tarih kokan, Eskişehir’in belleğinde önemli bir yeri olan külliyenin kapısında kocaman bir kilit var.
Sahi, ne oldu? Orada nasıl bir sorun yaşandı? Hangi sakınca ortaya çıktı da külliyenin tahliyesine karar verildi? Bu soruları sormak hepimizin hakkı. Üstelik birilerini suçlamak, eleştirmek ya da peşin hüküm vermek için değil… Yalnızca haklı gerekçeyi öğrenmek için. Çünkü ortada Eskişehir’in ortak değerlerinden biri var. Ben bu yaşananları Eskişehir adına gereksiz bir gerginlik, boş yere büyütülen bir gündem ve ciddi bir enerji israfı olarak görüyorum. İnsan ister istemez düşünüyor; işin içinde kaprisler, kişisel hırslar ya da beklentiler mi var?
Bunlar benim aklıma takılan sorular. Eminim bu meseleye ilgi duyan pek çok kişinin de… Asıl mesele ise Kurşunlu Külliyesi’nin kapısına vurulan kilitten çok daha büyük. Biz Eskişehir ortak paydasında neden buluşamıyoruz? Bu şehri yönetenler birbirinden bu kadar mı uzak? Eskişehir’in çıkarları söz konusu olduğunda bile bir araya gelmek neden bu kadar zor? Külliyenin kapısına kilit vurulmasının ardından Eskişehir Esnaf Odaları Birliği Başkanı Adnan Karamanlı, bilinen bir gerçeği dile getirerek, “Bu şehrin bir ağabeyi yok!” dedi. Haklı mı, haksız mı? Bu ayrı bir tartışma… Ama bildiğim bir şey var: Eskişehir’in ortak akla, uzlaşmaya ve herkesi aynı masada buluşturabilecek bir anlayışa ihtiyacı var.
Bir dönem Eskişehir’in ortak çıkarları için başlatılan “kravatsız toplantılar” vardı. Nabi Avcı Hoca’nın da kulaklarını çınlatalım; bu toplantılar onun çabalarıyla hayata geçirilmişti. Sonra ne oldu? Meclisteki altı milletvekilinin aynı masada buluşması için yapılan girişimler de bir türlü sürdürülemedi. Hangi gerekçeyle, hangi mazeretle, hangi siyasi anlayışla olursa olsun… O masalar dağıldı, ortak akıl arayışları yarım kaldı. Ve bugün hâlâ bunun bedelini ödüyoruz. Oysa Eskişehir için bir araya gelmek, kimsenin siyasi kimliğinden vazgeçmesini gerektirmiyor. Kimsenin kendi düşüncesini terk etmesi de gerekmiyor. Yalnızca kişisel hırsları, önyargıları ve kibri bir kenara bırakıp şehrin geleceğini konuşabilmek gerekiyor. Bunu başarabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Kurşunlu Külliyesi’nin kapısındaki kilit bir gün açılır. Ama asıl önemli olan, Eskişehir’in önüne konulan görünmez kilitleri açabilmek. Çünkü bu şehirde herkesin bir hesabı olabilir. Ama Eskişehir’in hesabı hepimizden büyük.
Şimdi yeniden soralım: Ayrıldık da başın göğe erdi mi? Yoksa hep birlikte kaybettiğimizin hâlâ farkında değil miyiz?