Ekonomide yeni bir fiyat ayarlaması daha… 1 Kasım itibarıyla ÖTV’deki kademeli artış gerekçe gösterilerek akaryakıt fiyatlarına yeni zamlar geliyor. Yeni tabirle bir kez daha “fiyat güncellemesi” yapılıyor!

Hani emeklilere “Baş tacımızsınız, durumunuzun farkındayız” denilmişti ya… Anlaşılan o ki farkında olmakla çözüm üretmek arasındaki mesafe yine hayli uzun! Daha yeni yıl gelmeden, özellikle domino etkisiyle bütün piyasayı etkileyen akaryakıt fiyatlarına yapılan zamların sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Ancak emekliye ve dar gelirliye ağızlarına bir parmak bal çalınacağı beklentisi daha şimdiden boşa çıkıyor. Henüz film başlamadan, sonunu tahmin etmek hiç de zor değil.

Dün gece itibarıyla benzine 4,15, motorine 3,60 lira zam yapılırken, yarın gece yarısından itibaren oto gaza da 9 liralık zam uygulanmasının gündeme gelmesi, yarınlara ilişkin umutları biraz daha törpülüyor. Önce kepçe kazana daldırılıyor, ardından kepçenin ucunda kalanla dar ve sabit gelirli kesimlerin gönlü alınmaya çalışılıyor. Ne de olsa bu ülkede garibanın sabır sınavı hiç bitmiyor. Bir bakıma “Ensesine vur, ekmeğini elinden al” düzeni işlemeye devam ediyor.

Ekonomide Mehmet Şimşek yönetimiyle birlikte açıklanan acı reçetenin süresi üç yıl olarak belirlenmişti. Bu süre içinde dar ve sabit gelirlinin alım gücü eridi, sofralar küçüldü, alışveriş listeleri kısaldı. Vatandaştan fedakârlık istendi, sabır tavsiye edildi. Ancak vaat edilen enflasyon düşüşü ve refah artışı bir türlü vatandaşın mutfağına uğramadı. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon hâlâ yüzde 30 dolaylarında. Her defasında fedakârlık yapması istenen kesimler, bu kez başka bir gerekçeyle karşı karşıya bırakıldı. Kimi zaman don ve kuraklık gibi doğal afetler, kimi zaman bölgesel gerilimler, kimi zaman da İran savaşı ve Körfez'deki gelişmeler gerekçe gösterildi.

Elbette ekonomiyi etkileyen dış gelişmelerin ve maliyet artışlarının farkındayız. Ancak sormak gerekiyor: Bu gelişmelerin faturası neden hep aynı kesimlere çıkarılıyor? Bir de işin üretim tarafı var… 100 lirayı aşan motorin, 80 liranın üzerine çıkan benzin, 50 liraya yaklaşan oto gaz fiyatlarıyla bu ülkenin çiftçisi nasıl üretim yapacak? Tarlasını hangi maliyetle sürecek, ürününü nasıl taşıyacak, emeğinin karşılığını hangi fiyattan alacak?

Mazot pahalıysa traktörün çalışması, nakliye pahalıysa ürünün pazara ulaşması, üretim maliyeti artıyorsa gıdanın ucuzlaması nasıl mümkün olacak? Sonra dönüp vatandaşa ucuz gıda tüketmesi tavsiye edilecek!

Peki, alım gücü her geçen gün biraz daha eriyen emekli, asgari ücretli ve dar gelirli sağlıklı, güvenilir ve temiz gıdaya nasıl ulaşacak? Pazarda filesini dolduramayan, markette etiketlere bakıp alışverişinden vazgeçen insanlardan daha ne kadar sabır bekleniyor? Ekonominin düzelmesi elbette hepimizin ortak beklentisi. Ancak bir ekonominin başarısı yalnızca rakamlarla, tablolarla ve açıklanan hedeflerle ölçülmez. Asıl ölçü, vatandaşın sofrasına ne koyabildiği, ay sonunu nasıl getirdiği ve yarınından ne kadar umutlu olduğudur.

Şimdi soralım: Akaryakıt zamlanıyor, üretim maliyetleri artıyor, gıda fiyatları yükseliyor, alım gücü düşüyor… Bu şartlarda garibanın yüzü nasıl gülecek? Anlaşılan o ki ekonomide kemer sıkma dönemi bitmiyor. Ancak kemerinde sıkacak delik kalmayan emekliye, dar gelirliye bir de sabır tavsiye ediliyor. İyi de insan sormadan edemiyor: Sabırla karın doyuyor mu?