Emekli, neredeyse altı yıldır enflasyonun “kürek mahkûmu !”Ne yana dönse zam, neye el atsa zam… Enflasyonun faturası önüne konuluyor, ödeme sırası da hiç değişmiyor. Hesap belli: Emekli ödeyecek, emekli sabredecek, emekli yine bekleyecek!
Şimdi yeni yıl yaklaşıyor. Emeklinin maaşına ne kadar zam yapılacağı henüz belli değil ama senaryolar çoktan yazılmaya başlandı. Her mecrada başka bir yorum, her uzmandan çarpıcı(!) bir değerlendirme… Kimi rakamları havada uçuruyor, kimi hesap makinesine sarılıyor. Anlayacağınız, emeklinin cebine girmeyen para üzerine memlekette ciddi bir mesai harcanıyor! İktidar ve ortakları da kılı kırk yarıyor. Malum, söz konusu emekli olunca hesabın kitabın ince elenip sık dokunması gerekiyor. Bir de emekliler için “baş tacımız” denildi mi, değmeyin keyiflerine! Baş tacı olmak güzel de insanın başı değil, biraz da cebi rahat etse fena mı olur?
Geçtiğimiz gün emekli bir vatandaşımızla sohbet ederken takıldım: “Hadi gene iyisin, yılbaşında yüzün gülecek!” Ardından emekli maaşını sordum. Söylediği rakamı duyunca şaşırdım. Meğer aldığı aylık, açıklanan en düşük emekli aylığının bile altındaymış. “Nasıl olur? En düşük emekli maaşı 23 bin 552 lira değil mi?” diye sordum.
Pek bana inandırıcı gelmese de ben vatandaşın yalancısıyım; oluyormuş! Dul ve yetim aylıklarının hak sahipliği oranlarına göre daha düşük olmasını bir ölçüde anlayabiliyorum da bu söyleneni pek anlayamadım. Neyse, diyelim ki mesele çözüldü. Herkesin aylığı en düşük emekli maaşı seviyesine getirildi. Peki, ne değişecek? 23 bin 552 lirayla emekli ayın sonunu mu getirecek, yoksa ay mı emekliyi bekleyecek? Diyelim en küçük ortağın talebi 40 bin liraymış ya. O seviyeye gelse ne değişecek? Kira var, elektrik var, doğal gaz var, mutfak masrafı var, ilaç var… Bir de bütün bunların üzerine her gün değişen fiyatlar var. Emeklinin maaşı ayın başında hesaba yatıyor, daha ne olduğunu anlamadan paranın önemli bir bölümü kapıdaki alacaklılara dağılıyor. Geriye kalanla da hayatını sürdürmesi bekleniyor.
Sonra çıkıp emekliye sabır tavsiye ediliyor. İyi de sabır markette satılmıyor ki emekli kilosuyla alsın! Hem satılsa bile hangi parayla alacak? Şimdi önümüzde yeni yıl var. Yine zam hesapları yapılacak, yine oranlar konuşulacak, yine büyük ihtimalle “emeklimizi enflasyona ezdirmedik” cümlesini duyacağız. Oysa emekli, kâğıt üzerindeki oranlarla değil, pazarda filesine koyabildikleriyle ölçüyor hayatını. Açıklanan rakamlarla değil, ay sonunda cebinde kalan parayla değerlendiriyor refahını. Bu nedenle yeni yıl öncesinde uçuşan rakamlara hemen kanmamakta fayda var. Çünkü geçmişte de nice umutlu açıklamanın ardından emeklinin payına hayal kırıklığı düştü.
Emekli artık büyük laflar, süslü müjdeler istemiyor. Yıllarca çalışmasının, ödediği primlerin ve verdiği emeğin karşılığını istiyor. Bir de mümkünse, kendisine her yıl yeniden umut satılmasın istiyor.
Çünkü emeklinin umutları da maaşı gibi sınırlı. Maaşı ay sonuna yetmiyor; umudu da yeni bir hayal kırıklığına dayanacak kadar bol değil!
Emeklinin baş tacı olduğunu söylemek önemli… Asıl mesele, o tacın altında ezilen başın geçim derdini görebilmekte!