Avrupa saati geri alıyor, Türkiye çocuklarını karanlığa uyandırıyor! Bir tarafta gün ışığından daha fazla yararlanmanın hesabını yapan ülkeler, diğer tarafta gün daha ağarmadan çocuklarını yataklarından kaldırıp okula gönderen aileler…
25 Ekim Pazar günü Avrupa’nın birçok ülkesinde saatler bir saat geri alınarak kış saati uygulamasına geçildi. Türkiye’de ise 2016’dan bu yana sürdürülen kalıcı yaz saati uygulaması nedeniyle saatler değişmeyecek. Yani milyonlarca çocuk, çalışan ve veli için sabahın karanlığı yine değişmeyecek.
Peki, neden?
Enerji tasarrufu deniliyor. Ancak aradan geçen on yıla rağmen uygulamanın gerçek kazancı ve toplumsal maliyeti üzerine tartışmalar bitmiş değil. Kimileri kalıcı yaz saatinin enerji tasarrufu sağladığını savunurken kimileri de sabah saatlerinde artan aydınlatma ihtiyacına dikkat çekerek bunun beklenen faydayı sağlamadığını ileri sürüyor. İyi de hangisi doğru?
Bunun cevabı tahminlerle, yorumlarla ya da karşılıklı iddialarla değil; güncel, kapsamlı ve kamuoyuna açık verilerle ortaya konulmalı. Ne kadar enerji tasarrufu sağlandığı, tüketimin günün hangi saatlerinde nasıl değiştiği ve uygulamanın ülkeye maliyeti açıkça anlatılmalı. Çünkü mesele yalnızca elektrik faturası değil. Mesele, güne kimin gün ışığında, kimin karanlıkta başladığı! Saatleri değiştirmedik, doğru. Peki, sabahın karanlığında yola çıkan milyonların hayatında neyi değiştirdik?
Henüz üç-beş yaşındaki çocukları düşünün… Uykularının en tatlı yerinde uyandırılıyor, üstleri giydiriliyor, kahvaltıları yaptırılmaya çalışılıyor. Ardından servislerle okullarına ya da bakıcılarına götürülüyorlar. Gün ağarmadan yollara düşen bu miniklerin bir kısmı, sınıfa vardığında hâlâ uykusunu açmaya çalışıyor. Çalışanlar da farklı durumda değil. Kimi otobüs durağında bekliyor, kimi direksiyon başına geçiyor, kimi de işe yetişebilmek için karanlık sokaklardan geçiyor. Ailelerin günlük düzeni, çocukların uyku saatleri ve insanların güne başlama biçimi bu uygulamadan doğrudan etkileniyor.
Elbette sabah karanlığının uyku düzeni ve sağlık üzerindeki etkileri bilimsel verilerle değerlendirilmelidir. Ancak şu soruyu sormak da hakkımız: Enerji hesabı yapılırken insan hayatının bu yönü yeterince hesaba katılıyor mu? Her ülkenin coğrafi konumu, enerji tüketimi ve çalışma düzeni farklı olabilir. Türkiye’nin farklı bir uygulama benimsemesi tek başına yanlış olduğu anlamına gelmez. Fakat farklı bir yol seçiliyorsa bunun gerekçesi de sonuçları da şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Yıllardır süren tartışmaların cevapsız kalması, toplumun aklındaki soru işaretlerini de büyütüyor.
Asıl soru şu: Kalıcı yaz saati uygulaması gerçekten kimin hayatını kolaylaştırıyor? Amaç enerji tasarrufuysa hesabı açıklanmalı. Gün ışığından daha fazla yararlanmaksa sabah karanlığında yola çıkan milyonlarca insanın durumu da göz ardı edilmemeli. Çünkü tasarrufun ölçüsü yalnızca elektrik sayaçlarında görünen rakamlar değildir. İnsanların sağlığı, zamanı ve yaşam kalitesi de bu hesabın içindedir. Avrupa saatlerini geri alacak, biz yine aynı saatte kalacağız. Takvim sonbaharı gösterecek; çocuklar ve çalışanlar gün ağarmadan yollara düşecek.
Ve yıllardır cevabını bekleyen soru yine karşımızda duracak: Enerji tasarrufu yapıyoruz deniliyor. Peki, bu tasarrufun bedelini sabahın kör karanlığında uyanan milyonlar mı ödüyor?
Karanlıkta ısrar etmenin gerekçesi ne?