Meşhur bir hikâyedir… Kurt, gece karanlığında sessizce sürüye dalar. Niyeti bellidir; bir koyunu kapıp götürmek… Tam o sırada horoz ötmeye başlar. Horozun sesine köpek uyanır, havlamaya başlar. Köpeğin sesini duyan çoban ayağa kalkar. Derken ortalık hareketlenir, tehlike fark edilir. Kurt, avını alamadan kaçıp gider. Sürü kurtulmuştur. Tehlike atlatılmış, herkes rahat bir nefes almıştır.
Peki, bütün bunların olmasını sağlayan horoza ne olur dersiniz? Halk toplanır ve horozu keser! Neden mi? Çünkü efendim, horoz ötmüş, herkesi uykusundan uyandırmıştır! Hikâye bu ya…
Şimdi gelelim bizim memlekete… Bu hikâyenin horozlarını günümüzde gazeteciler arasında da görmek mümkün. Herkesin sustuğu yerde soran, başkalarının görmezden geldiğini araştıran, karanlıkta kalanı aydınlığa çıkarmaya çalışan insanlardır onlar. Ne var ki bazıları için asıl mesele kurdun sürüye girmesi değil, horozun ötmesidir! Yolsuzluğu yazarsınız, huzur bozulur. Yanlışı ortaya çıkarırsınız, düzeni bozmakla suçlanırsınız. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorarsınız, bir bakmışsınız günah keçisi siz olmuşsunuz. Yanlışı yapan ortada yoktur ama yanlışı yazan mutlaka hesap vermelidir!
Ardından bildik sorular sıralanır: “Neden yazdın?” “Kime sordun da yazdın?” “Bunu yayımlamak zorunda mıydın?” Ve son darbeyi indirirler: “Yazmasaydın!”
İyi de kardeşim, gazeteci yazmasa ne olacak? Yanlışlar kendiliğinden mi düzelecek? Haksızlıklar, kimse sesini çıkarmadığı için ortadan mı kalkacak? Kamu adına kullanılan yetkiler, hesap soran olmayınca daha mı doğru kullanılacak? Demek ki mesele yanlışın kendisi değil, yanlışın duyulması! İşte asıl sorun burada başlıyor. Elbette gazetecilik, önüne gelen her iddiayı gerçekmiş gibi yayımlamak değildir. Haberi araştırmak, bilgiyi doğrulamak, ilgili tarafların görüşünü almak ve kişilik haklarına saygı göstermek mesleğin temel sorumluluklarıdır. Gazeteci de hata yapabilir; yaptığı hatanın hesabını vermelidir. Ama gazetecinin sorumluluğunu hatırlatmak başka, onu susturmak için bu sorumluluğu bahane etmek başkadır. Gazeteci kimseyi memnun etmek zorunda değildir. Görevi, kamuoyunun bilmesi gerekeni ortaya koymaktır. Elbette doğru yapılanı takdir edecek, yanlışı da eleştirecektir. Mesele, herkesi memnun etmek değil, gerçeğe sadık kalmaktır. Çünkü gazetecilik yalnızca haber yazmak değildir. Bazen bir soruyla, bazen bir belgeyle, bazen de kimsenin konuşmaya cesaret edemediği bir konuyu gündeme taşımakla kamu adına görev yapmaktır.
Demokrasi de tam burada sınanır. Herkesin aynı şeyleri söylediği, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği bir yerde değil; eleştirinin yapılabildiği, soruların sorulabildiği ve yanlışların ortaya çıkarılabildiği bir ortamda… Eğer yanlışı yapan rahat, yanlışı yazan tedirginse burada durup düşünmek gerekir. Çünkü susturulan yalnızca gazeteci değildir; toplumun haber alma hakkıdır.
Gelelim hikâyenin sonuna… Horozu kestiniz diyelim. Bir süre herkes rahat uyur. Ne ötüş vardır ne gürültü… Ne rahatsız olan çıkar ne de uykusu bölünen! Ama kurt hâlâ oradadır. Üstelik artık sürüye yaklaşırken kendisini ele verecek bir sesin çıkmayacağını da bilir. İşte mesele horozun neden öttüğü değil, horoz sustuktan sonra kurdun neden bu kadar rahat dolaştığıdır.
Unutmayalım; horozu keserek kurt tehlikesinden kurtulamazsınız. Yalnızca tehlikeyi haber veren sesi susturursunuz. Ve bir gün sürüden bir koyun daha eksildiğinde, bu kez sorulması gereken soru şudur: Horozu neden kestiniz değil, kurt gelirken neden sustunuz?