Mevsimlerden sonbahar… Tabii, yerseniz! Havalar malum… Eskişehir’de kışın ayak seslerini daha şimdiden duymaya başladık. Akşamları havanın serinlemesiyle birlikte, imkânı olanların kombilerinin düğmesine bastığı neredeyse kesin. Kim kışa ne kadar hazırlanabildi bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var: Daha kış gelmeden insanları kış korkusu sardı. Kar mı yağar, yağmurlu bir kış mı geçiririz, hava sıcaklıkları nasıl olur bilemeyiz. Biz meteoroloji uzmanı değiliz. Uzmanlar El Niño’dan, iklim değişikliğinden, hava olaylarının olası etkilerinden söz ediyor. Ama benim derdim meteoroloji değil. Ben sokağın havasına bakıyorum. Ve sokakta hava gerçekten çok soğuk! Çünkü mesele artık yalnızca havanın kaç derece olacağı değil. Mesele, insanların o havada evini nasıl ısıtacağı… Elektrik, doğalgaz, kömür, odun… Hepsinin bir bedeli var. Enerji maliyetleri artarken vatandaşın alım gücü her geçen gün biraz daha eriyor. Maaşın adı aynı kalıyor ama markette aldığı ürünün miktarı azalıyor. İşte yaklaşan kış bu yüzden insanları kara kara düşündürüyor.

Geçtiğimiz günlerde gazeteden çıktım. Zaman zaman bunaldığımda yarım saat, bilemediniz 45 dakika yürürüm. Sağa sola selam verir, esnafla iki çift laf ederim. Bazen bir esnafın söylediği iki cümle, uzun uzun hazırlanan ekonomik raporlardan daha fazla şey anlatır. Bir çakmak dolumu ve satışı yapan işyerinin önünden geçerken cebimdeki boş çakmağa elim takıldı. Selam verip içeri girdim. Çakmağı uzattım. “Kaç para?” diye sordum. “Para istemez ağabey” dedi. Ardından da içini döktü: “Bu kış çok zor geçecek. Bu işler nasıl yürüyecek bilmiyorum. Bugün sabahtan beri sadece 35 liralık ciro yaptık. Alacağımız pek çok ama alacağımızı alamadığımız insanlar telefonlara bile çıkmıyor.”

35 lira! Bir işyerinin gün ortasına kadar yaptığı ciro… Rakam küçük gibi görünüyor. Ama aslında çok büyük bir ekonomik fotoğrafın küçücük karesi. Çünkü esnaf satış yapamıyorsa, vatandaş harcama yapamıyor demektir. Vatandaş harcayamıyorsa para dönmüyor demektir. Para dönmüyorsa esnafın kasası boşalıyor, borç büyüyor, umut azalıyor demektir. Dükkândan çıktım ama sözleri aklımda kaldı.

Bir çorba içmek için şehrin bilinen çorbacılarından birine girdim. Çorbayı içtikten sonra kasaya yanaştım. “İşler nasıl?” diye sordum. Kasadaki genç kızımızın cevabı da pek farklı değildi: “Ağabey, eskiden buraya iğne atsan yere düşmezdi. Ama tablo gördüğün gibi… Şimdi en kalabalık zamanımız.” Etrafıma baktım. Gerçekten de eski kalabalık yoktu.

İşte ekonominin fotoğrafı bazen böyle çekiliyor. Ne kürsüden, ne ekrandan, ne de rakamlardan… Esnafın boş kasasından, vatandaşın dolmayan sepetinden çekiliyor. Şimdi “Bu kış çok zor geçecek” diyorlar.

Doğrudur. Ama insanın aklına şu soru geliyor: Acaba zor geçecek olan sadece kış mı? Çünkü kış henüz gelmedi. Fakat geçim derdi çoktan kapıya dayandı. Kombiyi açmak belki birkaç saniyelik iş. Asıl mesele, ay sonunda gelecek faturaya bakınca insanın içinin üşümemesi… Ve galiba bu kışın en büyük soğuğu da dışarıda değil, insanların cebinde hissedilecek.