Limon deyince bazılarının yüzünün buruştuğunu, bazılarının ise ağzının sulandığını görür gibiyim. Benim içinse limonun yeri biraz farklı. Çünkü limonla ilgili çocukluğuma uzanan, bugün bile hatırladığımda yüzümde tebessüm oluşturan bir hikâyem var. Çocukluktan gençliğe geçtiğimiz yıllarda, benden bir yaş büyük ağabeyimle birlikte babamın rahatsızlığı nedeniyle evin yükünü omuzlamak zorunda kalmıştık. Biri çocuk, diğeri delikanlı iki kardeş ne yapabilirdi ki?

Uzun hikâye ama o günkü aklımızla pazarcılık yapmaya karar verdik. Komşumuz, rahmetli Hasan Koç'tan o günkü para ile aldığımız 20 liralık borçla başladığımız bu işte üç yıldan fazla süreyle evimizin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para kazandık. Kazandığımız her kuruşu evimize harcadık, hanemizi kimseye muhtaç etmedik. Memleketimizde kurulan cuma ve cumartesi pazarlarında iki tezgâh açıyorduk. Bir gün benim tezgâhta satacak başka ürün kalmadı, geriye yalnızca limonlar kaldı. Çocukluk işte! Akşama doğru başladım bağırmaya: "Limon da limon! Limon da limon!"

Hemen yan tezgâhımda pos bıyıklı, yelekli, cepkenli köstekli saati olan Mehmet Ali amca vardı. Rahmetli birkaç kez beni uyardı. Ama ben çocukluk işte, pek aldırış etmeden bağırmaya devam ettim. Sonunda Mehmet Ali amca üzerime yürüdü. Meğer kendisinin limona karşı özel bir hassasiyeti varmış. Bunu yıllar sonra öğrendim. Anlayacağınız, bir limon yüzünden başımıza az daha gelmeyen kalmayacaktı!

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin (TZOB) Ekim 2026 raporunu okuyunca işte o günlere gittim. Ama bu kez limonun hikâyesi biraz farklıydı. Rapora göre ekim ayında markette takip edilen 36 ürünün 25'inde fiyat artışı yaşanırken, 11'inde düşüş görülmüş. Üretici ile market arasındaki fiyat farkında ise limon başı çekmiş. Üreticide kilogramı 3 lira 90 kuruş olan limon, market raflarında 42 lira 87 kuruştan satılmış. Yani üreticinin elinden çıkan limon, tüketicinin sofrasına ulaşana kadar yaklaşık 11 kat değer kazanmış!

Peki, bu farkın arkasında ne var?

Raporda gübre, yem, mazot, elektrik ve tarım ilacı maliyetlerindeki artışlar da sıralanıyor. Mazotta yıllık artış yüzde 73,4'e, amonyum nitrat gübresinde yüzde 67,7'ye ulaşmış. Yem fiyatları da bir yılda yüzde 38'in üzerinde artmış.

İşte tam da burada üreticiyle tüketicinin ortak çaresizliği ortaya çıkıyor. Üretici artan mazot, gübre ve işçilik maliyetleri karşısında ürününü kaça mal edeceğini, kaça satacağını hesaplamaya çalışıyor. Tüketici ise aynı ürünü alabilmek için cebindeki parayı denkleştirmeye uğraşıyor. Bir başka deyişle üretici ucuza satmaktan, tüketici pahalıya almaktan yakınıyor. Aradaki zincirde fiyatın hangi aşamada, hangi gerekçeyle bu kadar büyüdüğünü ise tüketici de üretici de tam olarak bilmiyor. Elbette nakliye, depolama, fire ve pazarlama giderleri var. Ancak bütün bu maliyetler, üreticinin 3,90 liraya sattığı limonun markette 42,87 liraya çıkmasını sorgulamamıza engel olmamalı. Üreticinin emeği para etmiyor, tüketicinin parası da ürüne yetmiyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.

Çaya, çorbaya, salataya limon… Sofranın vazgeçilmezi ama artık fiyatıyla sofranın lüksü olmaya aday! Biz çocukken limon satmak için avazımız çıktığı kadar bağırırdık. Bugün vatandaş limonun fiyatını görünce sesini çıkarmaya korkuyor. Meğer yıllar geçmiş, pazarlar değişmiş, tezgâhlar büyümüş ama limonun hikâyesi bitmemiş. Sadece bu kez limon satan değil, limon alan da düşünüyor. Bu gidişle limonun suyu değil, vatandaşın suyu sıkılacak!