Enerjimizi boşa harcamakta üstümüze yok! Bana göre gereksiz tartışmalara harcadığımız zamanı Eskişehir'in sorunlarını çözmeye ayırsak, belki de çok daha fazla insanın hayatını kolaylaştıracağız. Ama nedense biz çözüm üretmekten çok tartışmayı, ortak akıl geliştirmekten çok karşı karşıya gelmeyi tercih ediyoruz.
Bir süredir devam eden ve kamuoyunu meşgul eden tartışmaya birazdan geleceğim. Önce geçtiğimiz günlerde karşılaştığım bir manzaradan söz etmek istiyorum. Yunus Emre Halk Çarşısı'nın önünde, uzun süre tartışmalara konu olan yıkılmış Kurtuluş Pazaryeri'nin yanından geçerken başımı kaldırıp baktım. Yeni kapalı pazaryeri, otopark ve sosyal tesisleriyle yükselen inşaatı görünce içimden tek bir cümle geçti: "Demek ki istenince oluyormuş!" İnanın mutlu oldum. Çünkü ortaya çıkan görüntü, alanı boğmadan, mevcut araziyi en verimli şekilde değerlendiren yeni bir anlayışın ürünüydü. Hemen Kurtuluş Mahalle Muhtarı sevgili Akın Günyüzü'nü aradım. Öğrendim ki yıkılan pazaryerinin yeniden yapılabilmesi için tam üç yıl kaybedilmiş. Üç yıl! Şimdi insan ister istemez soruyor: Bu şehir neden üç yılını kaybetti? Ortak akılla daha önce çözülebilecek bir mesele için neden bu kadar zaman harcandı? Akıp giden zamana gerçekten yazık!
Gelelim asıl meseleye… Kurşunlu Külliyesi'nin tahliyesiyle ilgili tartışmaları hayretle izliyorum. Nedeni ve gerekçesi kamuoyuna yeterince açıklanmadan, Odunpazarı Belediyesi'nin burayı boşaltması gerektiği yönündeki taleplerin yeniden gündeme taşınmasını anlamakta zorlanıyorum. Odunpazarı Belediyesi'nin AK Parti yönetiminde olduğu dönemde belediyeye tahsis edilen, bir dönem nikâh salonu olarak da kullanılan Kurşunlu Külliyesi'nin daha sonra sanat merkezine dönüştürüldüğünü biliyoruz. Peki, Odunpazarı bölgesinin turizm potansiyeline ve şehir ekonomisine sağladığı katkıyı hiç hesaba katmayacak mıyız? Üstelik burası yalnızca kullanılan bir mekân değil. Aynı zamanda bakımının, gözetiminin yapılabildiği, kamusal hizmetle değerlendirilen ve gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılmasına imkân sağlayan tarihî bir alan Daha önce de Kazım Kurt'un belediye başkanı seçildiği dönemde benzer bir tahliye tartışması yaşanmış, ancak o gün bu yanlıştan dönülmüştü. Bugün de dönülebilir. Belediye de bu şehrin insanlarına hizmet etmek için var, Vakıflar da kamu adına görev yapan bir kurum. Öyleyse anlaşmazlığın konusu nedir? Mesele çözülemeyecek kadar karmaşık mı, yoksa işin içine siyasi hesaplar mı giriyor? Bence meseleye siyaseten bakmanın kimseye faydası yok. Öncelik, tarihî mirası korurken kamu yararını da gözeten bir çözüm üretmek olmalı.
Bir başka örnek daha vereyim… Şimdilerde kamuoyunun unuttuğu ya da unutturulduğu Şehr-i Derya Parkı'nı hatırlayın. Burhan Sakallı döneminde belediyeye tahsis edilen alan, Kazım Kurt döneminde tahliye edilmişti. Peki, sonrasında ne oldu? O alan yıllarca atıl kalmadı mı? Şehrin insanlarının kullanabileceği bir değer, tartışmaların ve kararların arasında kaybolup gitmedi mi? İşte tam da bu nedenle geçmişten ders çıkarmak zorundayız.
Siyaset elbette yapılacak. Farklı görüşler, farklı yönetim anlayışları da olacak. Ancak bir şehrin ortak değerleri ve kamu yararı söz konusu olduğunda siyasi kimlikleri bir kenara bırakabilmek gerekiyor. Bugün herkesin yanlışa yanlış demesinin ne mahsuru var? Yanlışa yanlış deyince kimin sırmaları dökülüyor? Bir uygulama dün yanlışsa bugün de yanlıştır. Dün savunulmuş olması, bugün de savunulmasını gerektirmez. Şehrin enerjisini gereksiz tartışmalarla tüketmek, çözülebilecek sorunları yıllarca sürüncemede bırakmak kimseye bir şey kazandırmaz. Eskişehir'in ihtiyacı yeni tartışmalar değil, aklı başında çözümler. Çünkü bu şehir, siyasetin hesaplaşma alanı değil, hepimizin ortak yaşam alanı.