Türkiye tarımı önemli bir çıkmazın içinde olduğu görülüyor. Bu durum fiyatlara yansıyor. Dışsatımı körüklüyor. Bir tarafta artan mazot, gübre, tohum, yem ve enerji maliyetleriyle ayakta kalmaya çalışan çiftçi, diğer tarafta üreticinin üretime devam etmesini sağlayacak destekleri yetersiz bırakan bir tarım politikası var. Sonuç ise yalnızca çiftçinin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendiren bir sorun: Üretim azalıyor, kırsal yaşam zayıflıyor, gıda güvencemiz tehlikeye giriyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi de yaptığı açıklama ile konuya dikkat çekti. Yaşamımızda en önemli konu, güvenli gıdaya ulaşımdır.
YASAL ZORUNLULUK
Sorunun merkezinde 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu'nun var. Kanun, tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden az olamayacağını hükme bağlıyor. Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu yasal hedefin gereği yerine getirilemedi. Eskişehir Ziraat Mühendisleri açıklamalarında, bu yıl için sadece tarıma 168 milyar liralık kaynak ayrıldığını açıklıyor. Türkiye gibi bir tarım ülkesi için, ayrılan rakam oldukça küçük kalıyor. Yasaya göre kaynağın 770 Milyar lira olması gerekiyor. Başka bir ifadeyle, üreticiye ayrılan kaynak yasal hedef olarak gösterilen tutarın oldukça gerisinde kalıyor. Tarımsal üretimin stratejik olarak önemini biliyoruz. Üretici de kararlıkla desteklenmelidir.
MALİYETLER ÇİFTÇİYİ ZORLUYOR
Türk çiftçisi üretmek istiyor ama maliyetlerin altından kalkamıyor. Bugün çiftçinin önündeki en büyük sorunlardan biri, üretim maliyetleri ile ürünün satış fiyatı arasındaki dengesizliktir. Mazot, gübre, tohum, sulama, elektrik ve işçilik maliyetleri sürekli üreticinin karşısına çıkıyor. Üretici ekim yaparken ne kazanacağını bilmiyor. Hasat döneminde ürününü hangi fiyattan satacağını öngöremiyor. Üstelik kuraklık, don, aşırı yağış ve iklim değişikliğinin yarattığı riskler de çiftçinin daha da zorlanmasına neden oluyor.
GENÇ ÇİFTÇİ SAYISI AZALIYOR
Çiftçi borçlanıyor. Küçük üretici üretimden çekilme noktasına geliyor. Gençler köyde kalmak istemiyor. Tarım arazileri ve üretim kapasitesi üzerindeki baskı giderek artıyor. Bütün bunlar yalnızca tarım sektörünün sorunu olarak görülemez. Çünkü çiftçinin üretimden uzaklaşması, tüketicinin daha pahalı gıdaya ulaşması anlamına geliyor. Tarımsal üretim yapabileceğimiz toprağımız, suyumuz , iklimimiz ve insan gücümüz var. Ancak üreticisi yeterince desteklenmediği için temel gıda ürünlerinde dışa bağımlılık riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu, ekonomik olduğu kadar stratejik bir sorundur.
YAŞLANAN ÇİFTÇİ
Ziraat Mühendisleri Odası'nın açıklamasındaki bir başka veri ise tarımın geleceği açısından düşündürücü sonuçlar içeriyor. Çiftçilerin yaş ortalaması erkeklerde 58, kadınlarda 61 olarak belirtiliyor. Üreticilerin yüzde 35'i 50-64 yaş aralığında. 18-32 yaş arasındaki genç çiftçilerin oranı ise yalnızca yüzde 5’ini oluşturuyor. Bu rakamlar bize tarımın geleceğiyle ilgili önemli bir uyarı da veriyor.
KÖYDE GENÇ YAŞAM
Gençler neden köyde kalmıyor? Neden çiftçilik cazip bir meslek olmaktan çıkıyor? Neden üretici çocuğuna kendi mesleğini devretmek yerine başka işlerde gelecek arıyor? Çünkü tarımda kazanç belirsiz, maliyet yüksek, destek yetersiz olduğu görülüyor. Üretici emeğinin karşılığını alamadığında genç kuşakların tarıma yönelmesini beklemek gerçekçi değildir. Köyden kente göçü önlemek yalnızca bir temenniyle mümkün değildir. Kırsalda istihdam, eğitim, sağlık, ulaşım ve altyapı hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç çiftçiye üretim yapabileceği ekonomik ve sosyal koşullar sağlanmalıdır.
ESKİŞEHİR’DE DURUM
Eskişehir, tarımsal üretim potansiyeli bakımından önemli illerimizden biridir. Ancak kentimizin tarımını değerlendirirken yalnızca ekilen alanlara ve hasat miktarlarına bakmak yeterli olmuyor. Üreticinin maliyetlerini, suya erişimini, sulama olanaklarını, ürününü kaça sattığını ve gelecek yıl yeniden üretim yapıp yapamayacağını da konuşmalıyız. Özellikle su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması Eskişehir tarımı açısından yaşamsal önemde bulunuyor. İklim değişikliği ve kuraklık, üretim planlamasının bilimsel verilerle yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu nedenle tarımsal destekler yalnızca üretim miktarını artırmaya yönelik olmamalı. Su tasarrufu sağlayan sistemler, toprak sağlığının korunması, doğru gübreleme, tarımsal araştırma ve teknoloji kullanımı da desteklenmelidir. Ziraat mühendislerinin, meslek odalarının, kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin görüşleri tarım politikalarının oluşturulmasında dikkate alınmalıdır.
ÜLKENİN GELECEĞİ
Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi'nin açıklamasında dile getirilen talepler aslında son derece açık olduğu görülüyor. Tarım Kanunu'nu tam anlamıyla uygulanmalı, tarımsal destekler yasal hedefe çıkarılmalı, ödemeler zamanında yapılmalı ve destekler gerçek üreticinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir. Bunlara genç çiftçilerin ve küçük üreticilerin korunması, iklim krizine karşı önlemlerin artırılması ve üretim planlamasının bilimsel temellere oturtulması da eklenmelidir. Tarım yalnızca çiftçinin geçim kaynağı değildir. Bir ülkenin bağımsızlığının, ekonomik güvenliğinin ve toplumsal refahının temel unsurlarından biridir. Sanayide üretim ne kadar önemliyse tarımda üretim de o kadar önemlidir. Kendi toprağında üretim yapamayan, üreticisini ayakta tutamayan bir ülkenin gıda güvencesini sağlaması kolay değildir. Bugün üreticiden esirgenen her destek, yarın tüketicinin daha pahalı gıda olarak karşısına çıkacaktır.