Kumpas davalarının gölgesinde başlayan bir tanışıklık, siyasetin kavşaklarında şekillenen bir tercih ve İstanbul Barosu seçimlerinden çıkan sonuç iyi okunmalıdır. Ümit Kocasakal’ın başkanlığa dönüşü, yalnızca bir baro seçimi olarak görülmemelidir. Bu sonuç, Cumhuriyetçi, ulusalcı ve Kuvayı Milliye çizgisindeki çevrelerin Türk siyasetindeki arayışları bakımından da önemli işaretler taşıyor.

Yıllar önce Eskişehir’de, Yılmaz Büyükerşen’in ev sahipliğindeki akşam yemeğinde konuşulanları bugün yeniden hatırlıyorum.O günlerde Kocasakal’ın bir siyasi parti kurup kurmayacağı tartışılıyordu. Büyükerşen, kendi geçmişinden örnekler vererek böyle bir girişimin risklerine dikkat çekmişti. Aradan geçen yıllarda Kocasakal CHP’ye üye oldu, siyasette farklı bir konum edindi ve şimdi İstanbul Barosu Başkanlığına yeniden seçildi.Bu geçmiş, siyasetin doğrusal ilerlemediğini gösteriyor. Bir dönem yeni bir parti kurması beklenen bir isim, yıllar sonra bir meslek kuruluşunun başında yeniden etkili bir konuma gelebiliyor. Siyasi mücadele bazen parti çatısı altında, bazen meslek örgütlerinde, bazen de hukuk ve düşünce alanında sürüyor.Kocasakal’ın seçim başarısı, bu açıdan yalnızca bir kişinin geri dönüşü değil, uzun süredir Türkiye’nin siyasi hayatında varlığını sürdüren Cumhuriyetçi ve ulusalcı arayışların da yeniden tartışılması için bir fırsat sunuyor.

YENİDEN HATIRLADIK

Ümit Kocasakal’ın İstanbul Barosu Başkanlığına yeniden seçilmesi, geçmişte yaşanan bazı siyasi tartışmaları ve Türkiye’nin yakın tarihindeki önemli dönemeçleri yeniden hatırlattı. Kocasakal’ı yalnızca bugünkü göreviyle tanımlamak, onun Türk siyasetindeki yerini anlamak için yeterli değil. Onunla ilgili değerlendirmeler yaparken, kumpas davalarının ülke gündemini belirlediği yıllara, Cumhuriyetçi hukukçuların mücadelesine ve o dönemde ortaya çıkan yeni siyasi parti arayışlarına da bakmak gerekiyor.Benim Kocasakal’la ilgili anılarım da işte o yıllara uzanıyor.

ESKİŞEHİR BULUŞMALARI

ADD yönetim kurulunda görev yaptığımız dönemde Ümit Kocasakal Eskişehir’e sık sık gelirdi. Türkiye, kumpas davalarının zirve yaptığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinden aydınlara, gazetecilerden siyasetçilere kadar çok sayıda ismin ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemden geçiyordu. Eskişehir Barosu da o dönem başkanı Rıza Öztekin Türkiye konularına cesurca yaklaştı. Ümit Kocasakal ile işbirliklerine damga vurdular. Eskişehir ziyaretlerinden birinde, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, Ümit Kocasakal ve ben akşam yemeğinde bir araya geldik. O akşamın konusu yalnızca hukuk değildi. Türkiye’nin siyasi geleceği ve yeni bir siyasi hareketin ortaya çıkma ihtimali de konuşuluyordu. Kocasakal’ın yeni bir parti kurabileceğine ilişkin değerlendirmeler o dönemde kamuoyunda ve siyasi çevrelerde gündeme geliyordu.Yılmaz Hoca, geçmişte kendisine de parti kurması yönünde Türkiye’nin önde gelen isimlerinin nasıl telkinlerde bulunduğunu uzun uzun anlattı. Birçok kişinin kendisini yeni bir siyasi oluşumun başına geçmeye teşvik ettiğini aktardı.Bu konuşma, o dönemin siyasi iklimini anlamak açısından önemliydi. Çünkü Türkiye’de toplumsal karşılığı bulunan, Cumhuriyetçi ve ulusalcı çizgide duran isimlerin çevresinde zaman zaman yeni bir siyasi parti kurma beklentisi oluşuyordu. Ancak bir ismin toplumda saygınlık kazanmasıyla siyasi parti kurarak kalıcı bir örgütlenme yaratması aynı şey değildi.

PARTİLEŞME ARAYIŞI

Kocasakal, bu görüşmeden uzun bir süre sonra CHP’ye üye oldu. Böylece bir dönem yeni bir parti kurabileceği konuşulan bir isim, Türkiye’nin köklü siyasi partilerinden birinde siyaset yapmayı tercih etti.Bu tercih, Türkiye’de Cumhuriyetçi ve ulusalcı çevrelerin önündeki temel sorulardan birini yeniden gündeme getiriyordu: Ayrı bir siyasi parti çatısı altında mı mücadele edilmeli, yoksa mevcut siyasi yapılar içinde mi etkili olunmalı? Yeni bir parti kurmak, belli bir toplumsal kesimin beklentilerine seslenmek bakımından cazip görünebilir. Ancak seçimlerde başarı kazanmak, örgütlenmeyi ülke geneline yaymak ve siyasi hedefleri hayata geçirmek ciddi bir birikim gerektirir.

İSTANBUL NE ANLATIYOR?

İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda Ümit Kocasakal’ın Cumhuriyetçi Güç Birliği Grubu adına başkan seçilmesi, bu nedenle yalnızca mesleki bir yarışın sonucu olarak değerlendirilmemeli.Kocasakal’ın seçim kampanyasında öne çıkan Cumhuriyet, üniter devlet yapısı ve Anayasa’nın değiştirilemez ilkeleri vurgusu, onun temsil ettiği siyasi ve düşünsel çizginin temel başlıklarını ortaya koyuyor. Seçimin ardından yaptığı açıklamada, İstanbul Barosu’nun Cumhuriyetin ve Anayasa’nın ilk dört maddesinin savunucusu olmaya devam edeceğini belirtti.

SİYASİ DENGELER

İstanbul Barosu seçimleri, Cumhuriyetçi ve ulusalcı çevreler arasındaki siyasi ayrışmaları da yeniden gündeme getirdi.Kocasakal’ın karşısındaki adayın Yeni Parti çevrelerinden destek görmesi ve Yeni Parti milletvekillerinin seçim süreciyle ilgili açıklamaları, yarışın yalnızca baro içindeki tercihlerle sınırlı kalmadığını gösteren gelişmeler olarak değerlendirilebilir.Ümit Kocasakal’ın İstanbul Barosu Başkanlığına dönüşünün Türk siyasetine etkisi olabilir.Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini, üniter devlet yapısını ve laikliği siyasal tartışmaların merkezinde tutan çevreler açısından yeni bir görünürlük alanı doğabilir. İstanbul Barosu gibi büyük ve etkili bir meslek kuruluşunun yönetiminde bu çizginin temsil edilmesi, hukuk ve anayasa tartışmalarına yeni bir ağırlık kazandırabilir.