Gazeteci, bir döneme imzasını atmış olan Ahmet Taner Kışlalı 1999 yılında bugünlerde katledildi. Bugün hale o cinayet aydınlatılmaya çalışılıyor. O katledildiğinde kızı Altınay Kışlalı Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesiydi. Kışlalı hocanın katledilmesinden kışı süre sonra, fakültede kızı Altınay ile katliamı değerlendirmiştik. Herkes İran’ı adres olarak veriyordu. Kızı da ben de batıyı işaret ediyorduk. Muhsin Yazıcıoğlu’nun katliamında da adres Mossad’ı gösteriyor. Ülkemizde 1990’lı yıllarda arka arka devam eden aydın katliamlarında adres, doğu değil, batıdır. Muammer Aksoy’dan Uğur Mumcu’ya, Bahriye Üçok’tan Ahmet Taner Kışlalı’ya, Muhsin Yazıcıoğlu, Eşref Bitlisli ’ye kadar siyasi cinayetler, yalnızca geçmişin acı hatıraları değil, aydınlatılması gereken tarihsel sorumlulukların da adıdır. Aradan geçen yıllara rağmen sorulması gereken soru değişmedi. Tetiği çekenler kadar, bu cinayetlerin arkasındaki bütün bağlantılar ortaya çıkarılabildi mi? Adalet Bakanının ve siyasi iradenin son günlerde dosyaları tekrardan açması ile bu konuda da yeni bir sayfanın, yani katliamların aydınlatılması gündeme geldi.

HEDEF TÜRKİYE

Türkiye yakın tarihinin en ağır sayfalarından biri, aydınlarına yönelik siyasi suikastlarla yazıldı. Hukukçular, gazeteciler, akademisyenler, farklı alanlarda çalışan, farklı düşünceler üreten ama ülkenin geleceği üzerine söz söyleyen insanlar birer birer hedef alındı. Bu isimleri yalnızca öldürülme biçimleri bir araya getirmiyor. Onları ortaklaştıran, Türkiye’nin bağımsızlığı, laikliği, Cumhuriyetin temel değerleri ve demokratik geleceği üzerine yürüttükleri mücadeleydi.31 Ocak 1990’da Prof. Dr. Muammer Aksoy öldürüldü. 6 Ekim 1990’da Prof. Dr. Bahriye Üçok, kendisine gönderilen bombalı paketin patlamasıyla hayatını kaybetti. 24 Ocak 1993’te araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombayla katledildi. 21 Ekim 1999’da ise Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara’da aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Bu insanlar neden susturulmak istendi?

AMAÇ NEYDİ?

Bir gazeteciyi öldürmek, yalnızca bir gazetecinin hayatına son vermek değildir. Onun araştırmalarını, sorularını, ortaya çıkardığı ilişkileri ve kamuoyuna taşıdığı gerçekleri de susturmayı amaçlar. Bir akademisyeni hedef almak, onun düşüncelerinin toplumla buluşmasını engelleme girişimidir. Uğur Mumcu, araştırmacı gazeteciliğiyle karanlık ilişkilerin üzerine gitti. Muammer Aksoy, hukuk ve Cumhuriyet değerleri konusunda tavizsiz bir çizgi izledi. Bahriye Üçok, laiklik ve dinin siyasette kullanılması üzerine çalışmalar yürüttü. Ahmet Taner Kışlalı ise Cumhuriyetin düşünsel temellerini savundu. Bu insanların ortak özelliği, düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmemeleriydi. Elbette her cinayetin kendi soruşturması, delilleri ve hukuki süreci vardır. Farklı olayları tek bir merkezden yönetilmiş gibi göstermek, kanıtlanmamış iddiaları gerçek kabul etmek doğru değildir. Ancak cinayetlerin Türkiye’nin siyasal ve toplumsal hayatında yarattığı etkiyi birlikte değerlendirmek de tarihsel bir sorumluluktur. Aydın cinayetleriyle ilgili soruşturma ve yargılamalarda önemli bir aşama, kamuoyunda Umut Operasyonu ve Umut Davası olarak bilinen süreçti. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri de bu süreçte ele alındı. Cinayetlerin bütün bağlantıları araştırılmalıdır. Olayların hazırlık aşamaları ve lojistik ilişkileri eksiksiz ortaya çıkarılmalıdır. Soruşturmalarda ulaşılamayan kişiler, belgeler veya deliller var mı? Firari sanıkların yakalanması çözüme kavuşturulmalıdır. Zaman aşımına uğramaması gereken sorumluluklar vardır.

GÜVENSİZLİK

Türkiye’de siyasi cinayetlerin en ağır sonuçlarından biri de toplumda yarattığı güvensizliktir. Bir aydın öldürüldüğünde, toplumun gerçeği öğrenme hakkı da yara alır. Dosyaların yıllarca gündemde kalmasının nedeni yalnızca geçmişin acısını diri tutmak değildir. Adaletin tamamlanmadığına ilişkin kuşkuların giderilmesi, hukuk devletinin güvenilirliği açısından da önemlidir. Suçun ve sorumluluğun belirlenmesinde deliller esas alınmalıdır. Ancak devletin görevi de soruların unutulmasını beklemek değil, hukukun izin verdiği ölçüde araştırmayı sürdürmek ve ulaşılan sonuçları kamuoyu ile paylaşmaktır. Aydın cinayetlerinin üzerinden yıllar geçiyor. Tanıkların hafızası zayıflıyor, belgelerin izini sürmek zorlaşıyor, yeni kuşaklar bu olayları tarihin uzak bir bölümünden öğreniyor. Bu nedenle arşivlerin korunması, soruşturma ve yargılama belgelerinin incelenmesi, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi daha da önemli hale geliyor. Muammer Aksoy’u, Bahriye Üçok’u, Uğur Mumcu’yu ve Ahmet Taner Kışlalı’yı, Eşeef Bitlisli’yi, Muhsin Yazcıoğlu’nu anmak, yalnızca mezarları başında saygı duruşunda bulunmak değildir. Onların neden hedef alındığını, hangi düşünceleri savunduklarını ve Türkiye’nin geleceği açısından neyi temsil ettiklerini anlamaktır. Olayları aydınlatmak, geçmişin hesabını sormanın ötesinde, geleceğin güvenliğini ilgilendirir. Çünkü siyasi şiddetin cezasız kalabileceği düşüncesi, yalnızca geçmişe değil, bugüne ve yarına da zarar verir.. Adalet, yalnızca verilen cezalarla değil, gerçeğe ulaşma iradesiyle de ölçülür.