Eskişehir’de bir süredir yeniden alevlenen Kurşunlu Külliyesi tartışmalarında bu kez tahliye süreci başladı. Külliyede bulunan müzelerdeki eşyalarla ilgili işlemler sürerken, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden gelen yetkili, müzelerdeki eşyaların boşaltılmayacağını, külliyenin mevcut haliyle teslim alınacağını söyledi. Peki, üç günde ne değişti?

Odunpazarı Kaymakamlığı, 30 Ekim’de bölge idare mahkemesinden karar çıkana kadar durdurduğu tahliye işlemleri için 2 Kasım’da yeni bir yazı gönderdi. Külliyenin 3 Kasım Salı günü saat 11.00’de teslim edilmesini istedi. 30 Ekim ile 2 Kasım arasındaki üç günlük sürede ne değişti? Cevaplanması gereken soru bu…

Burhan Sakallı döneminde Odunpazarı Belediyesi’ne tahsis edilen alan, Kazım Kurt döneminde daha önce de gündeme gelen tahliye taleplerinin ardından bugün yeniden tartışılıyor. Peki, ne değişti de tahliye süreci bu noktaya geldi? En azından kamuoyunun bunu bilmeye hakkı olduğunu düşünüyorum. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün tahliye konusunda hukuki ve haklı bir talebi olabilir. Buna kimsenin itirazı olmayabilir. Ancak haklı bir talebin bile kamuoyunda soru işaretleri oluşturacak bir yöntemle gündeme gelmesi, asıl meselenin önüne geçiyor. Soru şu: Neden? Bir yana bırakalım bu tartışmayı… Odunpazarı Kaymakamlığı’nın 30 Ekim’de durdurduğu tahliye işlemini 2 Kasım’da yeniden başlatmasının makul, mantıklı bir açıklaması olmalı değil mi? Muhtemeldir ki vardır.

Ama o zaman neden kamuoyunun kafasında bu kadar çok soru işareti oluşuyor? Neden süreç açık ve anlaşılır bir biçimde anlatılmıyor? Önemli olan kamu yararıysa, kamu yararının ne olduğunu bilmek de kamuoyunun hakkı değil mi? Her neyse…

Eskişehir böyle tartışmalarla gerçekten çok zaman kaybediyor. Kentin sorunlarının çözümü için ortak aklın devreye girmesi, herkesin elini taşın altına koyması gerekirken, ne yazık ki enerjimizi başka alanlarda tüketiyoruz. Oysa Eskişehir’in çözüm bekleyen meseleleri az değil. Örneğin, yıllardır gündemden düşmeyen bir çevre yolu sorunumuz var. Kaç kez dile getirildi, kaç kez gündeme taşındı? Ama sonuç değişmiyor. On dakikalık mesafeyi bir saati aşkın sürede almak zorunda kalıyorsanız, kaybedilen yalnızca zaman değildir. İnsanların ömründen çalınan dakikalar, binlerce aracın aynı güzergâhta tükettiği akaryakıt, araçların amortisman giderleri de cabası…

Bir hesap edin bakalım, her gün yaşanan bu trafik sıkışıklığının Eskişehir’e maliyeti ne kadar? Sabah işe yetişmeye çalışanlar, akşam evine dönmek isteyenler aynı çileyi çekiyor. Şehir içindeki trafik akışının düzenlenmesi de başlı başına başka bir sorun. Bütün bunlar ortadayken, kentin enerjisini bitmeyen tartışmalara harcamasını anlamak gerçekten zor.

Kurşunlu Külliyesi’nin tahliyesiyle ilgili hukuki süreç elbette yürütülebilir. Ancak bunun nasıl, neden ve hangi gerekçeyle yapıldığının açıkça anlatılması gerekir. Çünkü kamu yararı yalnızca bir alanın kime teslim edileceğiyle ilgili değildir. Kamu yararı, o alanın nasıl kullanılacağı, kente ne kazandıracağı ve alınan kararların toplum tarafından anlaşılabilmesiyle de ilgilidir.

Üç günde ne değişti sorusunun yanıtı verilir mi, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var… Eskişehir’in kaybedecek üç günü bile yok!