Yüzyıllar geçiyor, devletler kurulup yıkılıyor, şehirler değişiyor, insanlar gelip geçiyor. Ama bazı sesler var ki zaman onları susturamıyor. Eskişehirli hemşerimiz Yunus Emre de işte o seslerden biridir. Bugün şehirde boş bir külliye tartışması yapıyoruz. Külliyenin tarihini birkaç gün önce yazmıştım. Külliye siyasi şov yeri değildir. Siyasette yenilik yok. Dar bakış açısı bazıları tarafından Eskişehir’e taşınıyor. Bakınız, Yunus Emre’nin yeni eserleri ortaya çıktı. Aradan yaklaşık yedi asır geçmiş olmasına rağmen Yunus Emre hâlâ bizlere sesleniyor. İnsan sevgisini, hoşgörüyü, kardeşliği, paylaşmayı ve birlikte yaşama kültürünü anlatıyor. Üstelik bunu öyle bir dille yapıyor ki her çağın insanı kendinden bir şey buluyor.

ESKİŞEHİR İÇİN ÖNEMLİ

Bugün Yunus Emre Divanı'nın yıllardır kayıp olduğu düşünülen bir nüshasının bulunması ve daha önce hiçbir kaynakta yer almayan dokuz yeni şiirinin gün yüzüne çıkması, yalnızca edebiyat dünyası için değil, Eskişehir için de son derece önemli bir gelişmedir. Türk edebiyatı ve tasavvuf tarihi açısından büyük değer taşıyan bu keşif, Yunus Emre'nin henüz keşfedilmeyi bekleyen zengin bir düşünce ve kültür dünyası olduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik bu gelişme bize başka bir gerçeği de hatırlatıyor: Yunus Emre'yi sadece adına düzenlenen törenlerle, anıtlarla ve tabelalarla yaşatamayız. Onu anlamak, anlatmak ve düşüncelerini günlük hayatımızın bir parçası hâline getirmek zorundayız.

NE KADAR SAHİP ÇIKIYORUZ

Eskişehir'de bugün kültürel mirasımızı yaşatmak, tarihi yapılarımızı korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak yerine zaman zaman gereksiz tartışmaların içinde kayboluyoruz. Kurşunlu Külliyesi üzerinden yürütülen tartışmalar da bunun bir örneği. Oysa Kurşunlu Külliyesi de Yunus Emre'nin düşünce dünyası da bu kentin ortak değeridir. Bu değerler günlük siyasi çekişmelerin, kişisel hesapların ve bitmeyen tartışmaların konusu olmamalıdır.Bir tarafta yüzyıllar öncesinden insanlığa sevgi, barış ve kardeşlik mesajları gönderen Yunus Emre, diğer tarafta kendi kültürel değerlerini yeterince sahiplenip sahiplenemediğini sorgulamak zorunda kalan bir kent olarak kalmayalım.

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır"

Yunus'un anlattığı ilim, yalnızca kitap okumak değildir. İnsanı, toplumu, geçmişi ve yaşadığı kenti tanımaktır. Kendi değerlerinin farkında olmak, onları korumak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Türk Yurdu Nüshası'nın ortaya çıkarılmasıyla dokuz yeni şiirin gün ışığına çıkması, Yunus Emre'nin düşünce dünyasının hâlâ araştırılmayı beklediğini gösteriyor. Prof. Dr. M. Fatih Köksal'ın tespiti, Prof. Dr. Güler Doğan Averbek ve ekibinin çalışması, kültür tarihimize önemli bir katkı sunuyor. Emeği geçen herkesi kutlamak gerekiyor.

ESKİŞEHİR’E GÖREV

Yunus Emre'yi yılda bir kez anma törenleriyle hatırlamak yeterli değildir. Onun adına kurulan kültür merkezleri, bilimsel araştırmalar, üniversite çalışmaları, eğitim programları ve uluslararası etkinliklerle bu büyük mirası yaşatmalıyız. Yunus Emre'nin şiirleri okullarda daha fazla okutulmalı, Divan'ı yeni kuşaklarla buluşturulmalı, Eskişehir onun evrensel düşüncesinin merkezi hâline gelmelidir. Çünkü Yunus Emre yalnızca Eskişehir'in değil, Anadolu'nun ve insanlığın ortak değeridir. Yüzyıllar önce söylediği sözler bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Bize düşen, o sesi duymak ve gereğini yapmaktır. Eskişehirli Yunus Emre hâlâ hemşerilerine sesleniyor. Acaba biz onu gerçekten dinliyor muyuz? Yunus'un bize bıraktığı en büyük miras, sevgidir. Bu mirasa sahip çıkmak da Eskişehir'in tarihine ve geleceğine sahip çıkmaktır.

Külliye üzerinden olmayan bir tartışma yürütüyoruz. 30 Ekimde yazdığım ‘Külliye siyasete kurban edilmesin’ yazımızı okumanızı öneriyorum. Konular çarpıtarak, siyasete kurban edilerek çözülemez. Dar kapıcı siyasi bakış açısını Türkiye çoktan açtı. Bazılarının 1970’lerde kaldığı görülüyor. Külliye konusunda solcu geçinenlerin, sağ oportünist bakış açısı tavan yaptı. Eğitim her konuda şart olmuş.