Emeklilik… Bir ömrün ardından dinlenmek, biraz kendine zaman ayırmak, çocuklarla, torunlarla vakit geçirmek… İnsan bütün bunları hayal etmez mi? Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergisini ödemiş, primini yatırmış bir insanın beklentisi bundan daha fazlası olabilir mi?
Olabilir elbette! Çünkü bu ülkede emekli olmak, artık çalışmanın sona erdiği değil, geçim derdinin yeni bir mesaiye dönüştüğü anlamına geliyor. Geçtiğimiz gün bir grup emekli bir araya gelip dertlerini anlatmak için dikkat çekici bir eylem gerçekleştirmişler. Emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekmek amacıyla İŞKUR önünde bir araya geldi. DİSK Emekli Sen adına burada bir açıklama yapan Hatice Kılıç’ın sözleri, aslında milyonlarca emeklinin ortak feryadıydı. “Bir ömür çalışmış emekli neden yeniden iş arıyor?” İşte bütün mesele bu soruda düğümleniyor.
Bir zamanlar ülkenin fabrikalarında, tarlalarında, atölyelerinde, kamu kurumlarında çalışan insanlar… Gençliklerini, sağlıklarını, yıllarını bu ülkenin üretimine vermiş olanlar… Bugün emeklilik maaşıyla ay sonunu getiremiyor. Kira, fatura, gıda, ilaç derken daha ayın ortasına gelmeden cüzdanın dibi görünüyor. Pazarda filesini dolduramayan, torununa harçlık verirken kendi hesabını yapan, ilacını alırken bile düşünmek zorunda kalan emekli, şimdi bir de İŞKUR’un kapısını çalıyor.
Ne güzel emeklilik değil mi?
Çalışırken işin var, emekli olunca da iş arıyorsun! Yani bu ülkede emekli olmak, çalışmaktan kurtulmak değil, çalışacak yeni bir iş bulma zorunluluğuna dönüşmüş durumda. İŞKUR önündeki açıklamanın ardından sendika üyelerinin iş başvurusu yapması, meselenin ne kadar acı bir noktaya geldiğini gösteriyor. Bu görüntü, yalnızca birkaç emeklinin iş arama hikâyesi değil. Emeklilik sisteminin, sosyal devlet anlayışının ve gelir adaletinin sorgulanması gereken bir fotoğrafı.
Üstelik mesele yalnızca sendika üyeleriyle de sınırlı değil. Bugün milyonlarca emekli aynı hesabı yapıyor. Kimi yeniden çalışmak istiyor, kimi çalışacak gücü olmadığı halde geçinebilmek için bir çıkış yolu arıyor. Kimi pazarda akşam saatlerini bekliyor, kimi torununa vereceği harçlığı cebinde günlerce düşünüyor.
Emekli çalışmaktan kaçmıyor. Asıl itirazı, bir ömür çalıştıktan sonra hâlâ yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakılmasına… Hatice Kılıç’ın “Sadaka değil, hakkımızı istiyoruz” sözleri de tam burada anlam kazanıyor. Çünkü emeklinin talebi bir lütuf değil. Yıllarca ödediği primlerin, verdiği emeğin karşılığında insanca yaşayabilmek. Peki, emekliden daha ne kadar sabır istenecek? Sabır, pazarda fiyatları düşürmüyor. Sabır, kirayı ödemiyor. Sabır, ilaç parasını karşılamıyor. Hele ki bir ömür çalışmış insanın yeniden iş aramak zorunda kalmasını hiç açıklamıyor.
Emekliler bu ülkenin yükü değil, emeğidir, gelişmesine katkı yapan onurudur. Bugün onların yaşadığı geçim sıkıntısı, yarın çalışacak herkesin geleceğiyle ilgili bir meseledir. Bir ülkenin emeklisi, emekliliğinde iş arıyorsa orada yalnızca geçim sorunu yoktur; emeğin karşılığına ilişkin ciddi bir sosyal adalet sorunu vardır. Yapılan açıklamalar, ortaya konan tezler artık gelir dağılımındaki bozulmanın boyutlarını göstermesi bakımından çok önemli.
Bir ömür çalışıp emekli olan insan, yeniden iş aramak zorunda kalıyorsa; burada emeklilikten değil, emeğin karşılığını alamamaktan söz etmek gerekir. Peki, emekli olmak için daha kaç yıl çalışmak gerekiyor?