Üretici direniyor… Tarlasında direniyor, serasında direniyor, pazarda direniyor, borcunun karşısında direniyor. Ama insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Üretici direniyor da nereye kadar?
Mesele yalnızca bir çiftçinin para kazanıp kazanamaması değil. Mesele, soframıza gelecek domatesin, biberin, patlıcanın yarın nereden ve kim tarafından üretileceği meselesidir. Eskişehir Yaş Sebze ve Meyve Üreticiler Derneği Başkanı Yıldıran Kılıç bir açıklama yaparak yaşananların sürdürülebilir olmadığını rakamlar ile anlatmış. Kılıç’ın konulma ilgili açıklamaları aslında sebze ve meyve üretiminde alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Sezon başında 52-60 liraya alınan motorin bugün 100 lirayı aşmış. Mazotun fiyatı neredeyse ikiye katlanmış. Ama üreticinin sattığı ürünün fiyatı aynı oranda artmış mı? İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Akaryakıta zam geliyor. Nakliye pahalanıyor. Girdi maliyetleri yükseliyor. Gübre, ilaç, tohum, işçilik derken üreticinin hesabı kabarıyor. Sonra üretici tarlasından ürününü çıkarıyor ve karşısına başka bir gerçek çıkıyor: “Ürününü ucuza satıyorsun ama vatandaş pahalıya alıyor!”
İyi de bu aradaki fark nereye gidiyor? Üretici kazanamıyor… Tüketici ucuza alamıyor… O zaman ortada ciddi bir problem var demektir. Bugün üretici, “Ürettiğimiz ürünlerin karşılığını alamıyoruz” diyor. Vatandaş ise pazara ve markete gittiğinde aynı ürünü astronomik fiyatlarla almak zorunda kalıyor. Demek ki sorun sadece üretimde değil. Sorun, tarladan sofraya uzanan zincirin tamamında. Üstelik bu zincirin her halkasında ayrı bir maliyet, ayrı bir sorun var. Üreticinin traktörüne koyduğu mazot pahalanıyor, ürünün kamyona yüklenmesi pahalanıyor, hale ulaşması pahalanıyor, pazarcının tezgâh maliyeti artıyor. Sonra bütün bunların faturası dönüp dolaşıp vatandaşa çıkıyor. Ama üreticinin cebine aynı oranda para girmiyor. İşte burada insan sormadan edemiyor: Bu sistem böyle daha ne kadar devam edecek?
Bir de küçük üretici meselesi var ki, asıl üzerinde durulması gereken nokta burası. Kılıç açık açık söylüyor: “Üretim bitmiyor ama üretici yara alıyor, küçük aile işletmeleri kapanır.” İşte bu cümleyi hafife almamak gerekir. Çünkü küçük üretici bir kez tarlasını bırakırsa geri döndürmek kolay olmaz. Bugün “Nasıl olsa büyük işletmeler üretir” denilebilir. Peki ya yarın? Et sektöründe küçük üreticinin çekilmesiyle yaşananları gördük. Tarımda da aynı tabloyla karşılaşmak istemiyorsak bugünden düşünmek zorundayız. Çünkü tarımda üretici kalmazsa, bir süre sonra fiyatı da üretimi de başkaları belirler. Bir başka konu da zincir marketler… Sebze ve meyvenin zaman zaman müşteri çekmek için “joker” olarak kullanıldığı yönündeki eleştiriler de yabana atılacak gibi değil.
Bir gün domates ucuzlar, başka ürünün fiyatı artar. Vatandaş “Markette indirim var” diye sevinir. Ama kasa başında toplam hesap yine kabarır. Sonuçta üretici de şikâyetçi, esnaf da şikâyetçi, tüketici de şikâyetçi. Kim kazanıyor? Üretim zincirinin bir yerinde ciddi bir kopukluk varsa, bunu sadece üreticiye “daha fazla üret” diyerek çözemeyiz. Üreticiye “üret” demek kolay. Asıl mesele, “Ürettiğinin karşılığını alarak üretmeye devam edebilirsin” diyebilmektir. Tarım, “üretici nasıl olsa üretir” anlayışıyla sürdürülemez. Çünkü üretici sadece ürün üretmiyor. Aslında sofranın geleceğini üretiyor.
O yüzden bugün üreticinin feryadını duymazdan gelirsek, yarın market raflarının boşalmasını beklemeyelim. Çünkü üretici bugün direniyor. Ama unutmayalım… Tarlanın sabrı da insanın sabrı kadardır.