Hoş bulduk mu desem, yoksa kısa bir aradan sonra yeniden merhaba mı? Sizlerden izinsiz, bir süreliğine yıllık izin kullanma ihtiyacı doğunca yaklaşık 10 gündür birbirimizden ayrı kaldık. Bu süre içinde yazılarımızı göremeyen, merak edip arayan çok sayıda dostumuz oldu. Her birine buradan teşekkür ediyorum.İzin boyunca Eskişehir’de olup bitenleri takip etmekten de vazgeçmedim. Söz konusu Eskişehir olunca insanın aklı da gönlü de burada kalıyor. Sağ olduğumuz sürece bu kentin meselelerini merak etmeye, dert etmeye ve dilimizin döndüğünce yazmaya devam edeceğiz.
Ancak iznimin daha ilk gününde karşılaştığım bir manzara vardı ki, doğrusu canımı sıktı. Eskişehir’in yıllardır çözüm bekleyen çevre yolu meselesini yazıp çiziyoruz. Ulaşım sorununun bu kentin önündeki en önemli engellerden biri olduğunu söylüyoruz. Bu kez ise sorunu uzaktan değerlendirmek yerine, yolun üzerinde bizzat yaşadım. Eskişehir’den yola çıktım. Seyitgazi üzerinden birkaç günlüğüne Gazlıgöl’e gitmek istedim. Yol boyunca sağa sola bakarak, ister istemez yine Eskişehir’i düşünerek ilerledim Seyitgazi’ye kadar olan yol fena değildi. Ancak Kırka’ya doğru yol almaya başladığımızda manzara değişti Zaman zaman yol çalışmalarına takılsak da asıl dikkat çeken, tek yönlü ve gidiş-geliş güzergâhındaki yolun görüntüsüydü. Sanki 1970’li yıllara geri dönmüştük. Hele bir TIR’ın arkasına takıldıysanız, hızınızın 30-40 kilometreye kadar düşmesine şaşırmayacaktınız. Neyse ki sonunda “Afyonkarahisar İl Sınırı” tabelasını gördük. İşte tam o anda insan ister istemez durup düşünüyor. Çünkü tabelayı geçince yalnızca bir ilin sınırını geçmiyorsunuz.
Yol da değişiyor. Zemin değişiyor, sürüş değişiyor, yolculuk değişiyor. Bir an, “Acaba gerçekten il sınırını mı geçtim, yoksa başka bir ülkeye mi girdim?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. İşin ironik tarafı da burada başlıyor. Yıllardır Eskişehir’de siyasi aktörlerden, özellikle iktidar kanadından “Eskişehir’e şu kadar yatırım yaptık, bu kadar hizmet getirdik” sözlerini dinliyoruz. Elbette yapılan yatırımları küçümsemiyoruz. Ama yatırımın büyüklüğünü anlatmak kadar, o yatırımın vatandaşın hayatında neye dönüştüğünü anlatmak da önemli. Çünkü Eskişehir’e milyarlarca liralık yatırım yaptığınızı söyleyebilirsiniz. Sanayiden, üretimden, turizmden, istihdamdan söz edebilirsiniz.
Fakat bütün bunların önünü açacak ulaşım altyapısını hâlâ çözemiyorsanız, ortada cevaplanması gereken ciddi bir soru vardır. Eskişehir’in ulaşım sorunu neden hâlâ çözülemiyor? Bu soruyu artık seçimden seçime hatırlamak yetmez. Çünkü yol sadece yol değildir. Bir TIR’ın 30-40 kilometre hızla ilerlemek zorunda kaldığı bir güzergâhta yalnızca araçlar yavaşlamaz. Ticaret yavaşlar. Zaman kaybolur. Maliyet artar. Sonra da çıkıp “Neden Eskişehir istediğimiz kadar büyümüyor?” diye soruyoruz. Belki de önce şu soruyu sormamız gerekiyor: Büyümek isteyen bir kentin yollarını neden hâlâ bu halde bırakıyoruz? Ben o gün Afyonkarahisar sınırını geçerken bunları düşündüm. Ve açıkçası Eskişehir adına biraz da üzüldüm. Çünkü mesele birkaç kilometre asfalt meselesi değil. Mesele, bu kentin yıllardır aynı sorunu anlatmak zorunda kalması. Mesele, her defasında yeni yatırım rakamları açıklanırken vatandaşın hâlâ aynı yolu kullanmak zorunda olması.
Mesele, Eskişehir’in hakkı olan ulaşım standardına neden bir türlü kavuşamadığının hâlâ anlatılamaması. Şimdi soruyorum: Bu ayıp kime yazar? Eskişehirlinin hanesine yazmadığı kesin. Çünkü biz bu yolu yıllardır kullanıyoruz. Asıl mesele, yıllardır aynı yolu görüp de hâlâ değiştiremeyenlerin hanesine ne yazılacağıdır. Çünkü bir ilin sınırını geçince yol değişiyorsa, artık sadece yolun değil, o kente verilen değerin de sorgulanması gerekir.