Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını idare etmek üzere TBMM de başkomutanlık makamımın verilişinin üzerinden tam 103 yıl geçti. Bugün tarihimizdeki önemli olayı hatırlatmak istedik. Bugünde ülkemizin çevresinde emperyalist bir kuşatma var. Yabancı üs sayısı 30’u geçti. Askeri gemiler Akdeniz de konuşlandılar.

Şimdi Atatürk’ün dönemine bir bakarsak, mesela 1934’ün 14 Temmuz’una gidelim. Sisam’daki İngiliz Akdeniz Filosu’ndan dört subay yüzmek için bir sandal ile Kuşadası Kanapiçe koyunda kıyıya çıkarlar.

Nöbetçi erler havaya ateş açarlar.

Subaylar “dur” uyarısına karşın kaçmaya çalışırlar.

Balıkesirli Er Musa bir subayı vurarak öldürür.

Durum, Kaymakam Dilaver Argun Bey’e bildirilir. Kaymakam, Başbakan İnönü’ye ulaşır.

KAYMAKAM GİTMEZ
16 Temmuz’da, Kaymakamlığın izni ile filodan bir heyet limana gelir.

Kaymakamı ayaklarına çağırırlar.

İnönü’nün talimatı ile Kaymakam gitmez, makamında kabul eder.

İngilizler’in suçlamaları üzerine Kaymakam, erlerimizin yasanın gereğini yaptığını söyler.

İngilizler üç talepte bulunur:

- Özür dilenmesi ve öldürülen subayın cesedini aramak üzere İngiliz Donanması'ndan gelecek motorlara izin verilmesi,

- Ölen subayın ailesine tazminat ödenmesi,

- Balıkesirli Er Musa’nın derhal yerinden alınarak cezalandırılması.

Cevaben, Gümrük muhafaza motorumuz refakatinde İngiliz hafif motorunun arama yapmasına izin verilir.

Ertesi gün 4 kruvazör 7 torpido bot ile kıyılarımıza 4 mil yaklaşırlar.

Kaymakamı amiral gemisine davet ederler. Kaymakam artık devletinin duruşunu bilmektedir, reddeder.

Arama yapacak motoru limanımıza gönderirler.

BAŞKOMUTAN

Durum Atatürk’e aktarılır.

İngiliz Donanması'nın kıyımıza yaklaşmasını tehdit olarak görür ve kararını açıklar:

"Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Balıkesirli Musa, yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse Musa için Britanya İmparatorluğu ile savaş göze alınır. Ege Bölgesi'nde kısmi seferberlik emrini veriyorum."

Kaymakam Dilaver, Atatürk’ün emrinden duyduğu gururla ağlar.

Balıkesir, İzmir ve Afyon’dan birlik hareketleri başlatılır.

Balıkesirli Er Musa için gerekirse dünya kabadayısı İngiltere ile savaşılacaktır. İngiltere durumun ciddiyetini anlar. Büyükelçileri, Dışişleri Bakanımızla görüşür. Ölen subay için Kuşadası sahilinde müşterek tören düzenlenir ve olay kapatılır.

SADECE ONBEŞ YIL İÇİNDE
Mustafa Kemal’in amacı “Avrupa”nın hasta adamı olarak tanınan Osmanlı Türkiye’sini; egemen, demokratik, kendisine yeterli, laik ve çağdaş bir ülke haline getirmekti. Bu görüş siyasi, sosyal ve teknolojik değişimleri içeren topyekûn bir devrimin habercisiydi. Mustafa Kemal bu fikre; yıllarca yurduna göz koymuş büyük güçlere karşı savunmaya başlamadan önce sahipti. Bağımsızlıktan sonra, Atatürk’ün amacı modern bir Türkiye yaratmaktı. Sadece on beş yıl içinde ulusunu geniş kapsamlı yeniliklerle tanıştırdı.

CESARETİN ÖNEMİ
Mustafa Kemal’in savaş meydanında gösterdiği cesaret pek şanlıdır. Çanakkale Savaşı’nda 19. Piyade Tümenine kumanda etmekteyken, emir beklemeden, tümenini Conkbayırı’na, esas saldırının oradan geleceğini tahmin ettiği için sevk eder. Mustafa Kemal’in savaşa girme cüretini göstererek göze aldığı bu tehlikeli harekât, bozguna uğramış askerleri tekrar savaşmak üzere “Düşmandan kaçılmaz! Cephanemiz yoksa süngümüz var!”, “Size ölmeyi emrediyorum!”, Ya istiklal ya ölüm!” diyerek yüreklendirmesi sayesinde başarılmıştır .

KARARLILIK VAR
Kararlılık öğeleri olan “irade ve sebat” bir önderin en gerekli özelliklerindendir. İnönü Meydan Muharebesi’nin yıldönümlerinden birinde, Konya’da yaptığı bir konuşmada ister askeri olsun, ister siyasi; her türlü savaş meydanında esas ilkesinin “Zafer, zafer benimdir diyebilenlerindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyenindir” olduğunu açıklamıştır. Ateşten gömlek giyildiği o dönemde başta Atatürk ve ulusumuzun kurucu iradesi yoktan bir ülke ortaya çıkarmayı başardılar. Aynı güç ve heyecan bugünde Türk Milletinde vardır.