Sezon başına döndüğümüzde hafıza biraz tazelensin istiyorum.
Anadolu, Nazilli ve Çoruhlu…
Sezonun ilk bölümünde biz bu üç takıma da toplam 5 gol atmıştık.
Ancak o süreçte Çoruhlu karşısında sahadan mağlubiyetle ayrılmıştık.
Bugün geldiğimiz noktada ise tablo çok daha anlamlı.
Aynı üç rakip…
Bu kez üçü de mağlup, üstelik tam 19 golle geçilmiş durumda.
Bu sadece skor değil, bu bir dönüş hikâyesi.
Serdar hoca döneminde bir köşe yazımda şunu söylemiştim:
“Serdar hocamın mutfağında malzemeler var ama yemeği yapmayı beceremiyor.”
Bugün Hakan Şapcı’ya baktığımda ise şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:
Yemeği yapmakla kalmıyor, üstüne şov da ekliyor.
Sahada artık ne yaptığını bilen bir takım var.
Panik yok, karmaşa yok, savrulma yok.
Jakob ilk maçında ilk gollerini attı.
Mert sahneye çıktı, golünü yazdırdı.
Akın yine bildiğimiz gibi işini yaptı.
Batuhan, Talha derken skor tabelası da doldu.
Bu tablo nokta transferlerin yapıldığının göstergesidir.
Nazilli deplasmanını “8–0 kazandık, geçtik” diye anlatmak büyük haksızlık olur.
İlk 45 dakikada rakip bizi ciddi anlamda zorladı.
Savunmaları oldukça disiplinliydi, alanları iyi kapattılar.
Pozisyon bulmamıza rağmen oyunu açmak kolay olmadı.
Ancak baskıyı artırdıkça dengeler değişti.
Rakip yoruldukça açık verdi.
Oyun açıldıkça bizim oyuncular da açıldı.
Ardından goller peş peşe geldi.
Sezon boyunca bireysel yeteneklerden çok söz ettik.
Hatta zaman zaman bu oyuncuların tek başına verdiği mücadelenin boşa gittiğini bile düşündüm.
Ama bugün net bir tablo var:
Artık kimse tek başına savaşmıyor.
Takım cuk diye oturmuş durumda.
Özellikle Mert Başer’e ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Hem bu sezon hem gelecek adına çok şey katacak bir isim.
Teknik kapasitesi, soğukkanlılığı ve oyun görüşüyle açık konuşmak gerekirse:
Bu ligin üstünde bir futbolcu.
Böyle maçlar izlemek insanın içini ferahlatıyor.
Taraftar mutlu, oyuncular mutlu.
Eğer bu seri devam ederse…
Eğer bu iştah ve ciddiyet korunursa…
O şampiyonluk bizim…