Eskişehir Osmangazi Üniversitesi bu ara yine gündemde.

Bu kez tartışmanın odağında personel yetersizliği var.

Son günlerde sıkça dile getirilen bir iddia dikkat çekiyor.

Üniversitenin personel yapısının çökmüş olduğu, masa başında çalışan sayısının fazlalığı ve buna karşın sahadaki eksikliğin giderek büyüdüğü söyleniyor.

Hatta yaklaşık 200’e yakın personelin aktif sağlık hizmeti dışında görev yaptığı ifade ediliyor.

Bu tablo ister istemez “yapısal bir sorun mu var?” sorusunu gündeme getiriyor.

Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Bu durumun sorumlusu kim?

Kolay olanı yapmak yani tüm yükü başhekim ve rektörün omuzlarına bırakmak ne kadar adil?

Ülkede hastanelerin en temel sorunlarından biri yıllardır süregelen personel yetersizliği.

Bu sorun yalnızca hastane yöneticilerinin değil, doğrudan merkezi politikaların ve sağlık planlamasının konusu.

Bir örnek üzerinden ilerleyelim.

Yakın zamanda bir tanıdığımın yaşadığı olay dikkat çekici.

Sabah saat 06.30’da, babasının acil sağlık problemi nedeniyle başhekimi arıyor.

112 ile iletişime geçtiğini, hastanın yönlendirildiğini söylüyor.

Başhekim ise “hemen ilgileniyorum” diyerek sürece dahil oluyor.

Burada durup düşünmek gerekiyor.

Sabahın o saatinde bir başhekimin telefonu açma zorunluluğu var mı?

Yok.

Müdahil olma zorunluluğu var mı?

O da yok.

Ama oluyor.

Çünkü iyi bir yöneticide aranan en önemli özelliklerden biri ulaşılabilirliktir.

Sadece makamda oturmak değil, gerektiğinde insana dokunabilmektir.

Elbette Tıp Fakültesi’nde ciddi bir personel açığı var.

Bu artık inkâr edilemez bir gerçek.

Ancak bu açığın sorumluluğunu yalnızca başhekime yüklemek, sorunu çözmek yerine sadece adres değiştirmektir.

Üstelik edindiğim bilgilere göre başhekim Haluk Hüseyin Gürsoy ve ilgili yetkililer bu eksiklikleri dün Cumhurbaşkanı Külliyesi’ne giderek dile getirmişler.

Gerekli yerlere iletmişler.

Yani mesele yalnızca “yönetememe” değil daha çok “yetersiz imkânlarla yönetmeye çalışma” meselesi.

Öte yandan kurumun tamamen erişilemez olduğu yönündeki eleştiriler de gerçeği tam yansıtmıyor. Hem başhekimlik hem de dekanlık düzeyinde ulaşılabilir bir yapı var.

Sorun iletişimden çok kapasiteyle ilgili.

Yaptığım küçük bir araştırmada dikkat çekici başka bir detay daha var.

Göz ameliyatlarında ülke çapında oldukça yüksek sayılara ulaşılmış.

Hatta bazı alanlarda rekor seviyede operasyon gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Bu başarının mimarı da yine Başhekim Haluk Hüseyin Gürsoy’dur.

Sadece bu da değil…

Hafta sonları dahi ameliyatlarının devam ettiği ve hastalarını birebir takip ettiği ifade ediliyor.

Sabah 8’den gece saatlerine kadar çalışan, hafta sonu hastasını birebir takip eden bir yönetici profilini mi tartışıyoruz yoksa sistemin eksiklerini mi?

Eleştiri elbette olmalı.

Eksikler de konuşulmalı.

Ancak eleştirinin hedefi doğru belirlenmediğinde çözüm üretmek yerine sadece yıpratma ortaya çıkar.

Gerçek şu ki:
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde sorun var.
Ama bu sorun tek bir kişinin omuzlarına yüklenebilecek kadar basit değil.

Asıl mesele yıllardır biriken personel eksikliği, plansız büyüme ve merkezi düzeyde çözülemeyen yapısal problemler.

Ve belki de artık şunu kabul etmenin zamanı geldi:
Sorunu doğru yerde aramazsak çözümü de asla bulamayacağız.

Ve tam da bu noktada 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle bir not düşmek gerekiyor.

Sağlık sisteminin tüm yükünü omuzlarında taşıyan, çoğu zaman imkânsızlıklarla mücadele eden, buna rağmen “ulaşılabilir” olmayı tercih eden tüm hekimlerin günü kutlu olsun.

Ve özelinde Başhekim Haluk Hüseyin Gürsoy’a…

Sistemin eksikleriyle mücadele ederken, insani tarafını kaybetmeyen, kapısını ve telefonunu kapatmayan bir yönetici olarak bu çabanın görülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bazen mesele sadece yönetmek değildir.

Bazen mesele tüm eksiklere rağmen orada kalabilmek ve sorumluluk almaya devam etmek…

Teşekkürler hocam…