CHP Genel Başkanı Özgür Özel kente geldi.
8 Mart dolayısıyla bir dizi programa katıldı.
Sivrihisar ziyaretinin ardından da il örgütüne uğradı.
Ancak genel merkez tarafından yine aynı manzara hazırlanmıştı.
Etraf barikatlarla doldurulmuş.
Bu konuda İl Başkanı Talat Yalaz’ı suçlamayacağım.
Kendisi de uyarıda bulunmuş.
“Yapmayın, bu görüntüler doğru değil” demiş.
Ama belli ki dinleyen olmamış.
Ortaya çıkan görüntüler gerçekten tuhaftı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel barikatların arkasından vatandaşlarla selamlaşmaya çalışıyordu.
İnsanın aklına şu soru geliyor…
Hiç mi rahatsız etmedi o görüntüler?
Tam o sırada yaşanan bir olay ise meselenin başka bir boyutunu gösterdi.
Ben de oradaydım.
Yakından takip ediyor, çekim yapıyordum.
Açım çok iyiydi.
Özgür Özel de çekim yapmamdan rahatsız değildi.
Ama bilirsiniz…
Bazen güzel anlar, kötü niyetli kişiler tarafından özellikle bozulmak istenir.
Neden mi?
Çünkü o an da ulusal medya hegemonyasının çizdiği sınırların dışına çıkmıştım.
Onların emirlerine uymamıştım.
Kendi işimi kendi bildiğim gibi yapıyordum.
Sessiz kalmadım.
Çünkü bazıları emir vermeye alışmış…
Bu kez karşılarında o kuralları kabul etmeyen bir Eskişehir gazetecisi vardı.
Bir tanesi dirseğiyle karnıma vurdu.
Bağırdım.
“Bana nasıl vuruyorsun?” dedim.
Hem de Özgür Özel hemen yanımızdayken…
Her şeyi duyuyordu.
Çünkü o sırada onlardan daha yakındım.
Sonra fotoğrafçısı geldi.
İtmeler…
Kamerayı kapatmaya çalışmalar…
Bilerek görüntüyü bozma çabaları…
“Sen ne yapıyorsun?” dedim.
Bugün 8 Mart.
Kadınların haklarının konuşulduğu bir gün.
Ama bir kadın gazeteciye gösterilen tavra bakın!
Daha da yüksek sesle tepki gösterdim.
Çünkü biliyorum.
Bağırmayanı duymuyorlar.
Özgür Özel halkla selamlaşırken, arkasında fotoğrafçısı ile bir kadın gazeteci tartışıyordu.
O an şunu söyleyebilirim…
O sırada kim gelse beni susturamazdı.
Sonra Özgür Özel durumu fark etti.
Fotoğrafçının yanına gitti ve sert bir şekilde “Yapma!” dedi.
Ama belli ki hırs yapılmıştı.
Genel başkanın sözünü bile umursamadı.
Bunun üzerine Özgür Özel normalde konuşma yapmayacağı söylenmesine rağmen il örgütünün önünde mikrofonu aldı.
Eskişehir basını için konuştu.
Şöyle dedi:
“Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Burada görevini yapan kadın basın mensupları başta olmak üzere tüm kadınların Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. İyi ki varsınız. Eskişehir medyası için bir şeyler söylemek istiyorum. Eskişehir’in çok güçlü bir yerel basını var. Çok değerli yayınlar yapıyorlar.”
Bunu bir gönül alma konuşması olarak gördüm.
Kendisine teşekkür ederim.
Sonra Özel yukarıya çıktı!
O sırada içeride olan bir partili tarafından akşam saatlerinde arandım!
“O gazeteci sen miydin? Özgür Bey yukarıda fotoğrafçıyı fırçaladı. Sen gazeteciyle neden tartışıyorsun dedi” dedi.
Ben Özgür Bey’in tavrını da davranışını hoş buldum.
Çünkü o konuşmayı yapmasaydı, yanımdaki uyarıya şahit olmasaydım…
Barikattan yerel medyaya engel konusuna kadar talimatı kendisinden aldığını düşünürdüm.
Ancak asıl mesele şu…
İstanbul medyası da Ankara medyası da Eskişehir basınını küçümseyemez.
Kimse kimseyi itemez.
Kimse kimseyi kakamaz.
Gazeteci her yerde gazetecidir.
Genel merkez ve çevresindeki kişiler bu konuda derhal uyarılmalı!
Ben AK Parti programı takip etmiyorum.
CHP programı takip ediyorum.
Elbette güvenlik belli konularda sağlanacak ancak…
“Özgür” olmak istiyorum!
Unutmayın…
Siz Eskişehir’e arada bir gelebilirsiniz.
Ama biz bu şehirde her gün varız.
Bu sokakların tanığıyız.
Bu kentin sorumlusuyuz.
Ve Sayın Genel Başkan…
O tartışma CHP’den sorumlu baş muhabir Özge Zaim ile yaşandı.
Ama siz isterseniz beni de araştırabilirsiniz.
Çünkü ulusal medya bir gün gelir, bir gün gider.
Ama ben her gün buradayım.
Eskişehir’de gazetecilik yapıyorum.
Hatta çok zorlanmayın!
İl Örgütü’ne gidin, Özge Zaim kim diye sorun…
Bir kişi tanımazsa yeniden tartışırız.
Bir kişi yazılarımı okumuyorsa yeniden masaya yatırırız.
Ve son olarak şunu söyleyeyim.
Biz kimsenin misafiri değiliz.
Siz yokken biz buralarda emek harcıyoruz.
Ve o emeği kimse susturamaz.