Sürekli “CHP, CHP yazıyorsun” diyorlar.
“Biraz da AK Parti’yi yazsana” diye sitem ediyorlar.

Eeee yazalım yazmasına da…
İnsan bir şey yazmak için malzeme arıyor.
Malzeme yoksa ne yazacaksın?
Boş kağıda bakıp “Durmak yok, yola devam mı” yazalım?

Neyse…
Geçen gün kulağıma bir şeyler geldi.
Malum milletvekili adaylıkları yine gündemde.
CHP tarafı her zamanki gibi hareketli.
Kim aday olacak, kim olmayacak…
Listeye kim girecek, kim son an da liste dışı kalacak…
Bir bakıyorsun herkes birbirine rakip, herkes birbirinin önünde.

Doğal olarak ortalık biraz…

Nasıl diyelim…

Canlı.

Ama siz sanıyor musunuz ki diğer tarafta işler çok farklı?
Yok, öyle bir dünya.

Sessizlik bazen en büyük gürültüdür.
Kimsenin konuşmadığı yerde aslında en çok şey konuşuluyordur.

İşte tam da böyle bir sessizlik anında benim kulağıma bir isim geldi.

Öyle böyle değil…
“Yüzde 85 birinci sıra aday” dediler.

Bakın oran bile verdiler.
Öyle yuvarlak konuşmak yok.
%50 değil, %70 değil…
Direkt %85.

İnsanın güvenesi geliyor.

Kaynağım mı?
Sağlam.
Hani o klasik cümle vardır ya:

“Güvendiğim yerden.”
Aynen öyle.

Peki kim?

Hasan Basri Yalçın.

Denildi ki:
“Eskişehir’den birinci sıra aday, hazır olun.”

Eskişehir…
Yıllardır belli siyasi dengeleri olan, kolay kolay değişmeyen bir şehir.

Ama işte siyaset dediğin şey de biraz budur.
Bazen “olmaz” denilen olur, bazen “kesin” denilen olmaz.

Bir de işin şu tarafı var!
Kendisi Eskişehirli ama dışarıda yaşıyor.

Şimdi düşünün…
Aynı durum CHP’de olsa ne denirdi?
“Kontenjan aday.”

Ama burada öyle denir mi?
Pek sanmıyorum.

Çünkü alışkanlıklar önemli.
Bazı şeyler bir yerde eleştirilir, başka bir yerde normal karşılanır.
Hatta bazen alkışlanır.

Mesela ne denir?
“Bakan geldi, yatırım gelir.”
“Güçlü isim, şehre katkı sağlar.”

Eee…
Geldi mi o yatırımlar?

Orası biraz muamma.

Ama umut her zaman vardır.
Zaten siyasetin en güçlü yakıtı da umut değil midir?

Ben yine de bombayı bırakayım.

Kenara çekilip çekirdeğimi çitleyeyim.

Olanı biteni izleyeyim.
%85 deniliyor.

Bakın %84 değil, %86 da değil!
Tam %85.

Bilimsel gibi duruyor.

Ben mi söylüyorum?
Yok canım…
Ben sadece duyduğumu aktarıyorum.

Zaten sonra kızıyorlar:
“Bunu da sen yazdın” diye.

Yok, kardeşim, ben yazmadım.
Ben sadece kulağımı açtım.

Gerisini siz düşünün.

Olursa “demişti dersiniz…”
Olmazsa da…

Zaten kim %100 konuştu ki bu memlekette?