İnsan olmanın ve bu ülkede yaşıyor olmanın sorumluluğu çerçevesinde elbette bir siyasi görüşe sahip olmamak mümkün değil. Benim de bu sorumluluk bilinci içerisinde bir siyasi görüşüm var. Ancak ne CHP’liyim ne de AK Partiliyim. Bu çerçevede yaşananlardan dolayı son derece üzgünüm. Memleket için, millet için üzülüyorum…
Ülkenin içinde bulunduğu şartlar unutulmuş, her türlü sorun sanki çözüme kavuşmuş gibi siyasetin gündemi ne odaklanmış bir durumda bayrama gidiyoruz. Eskiler, geçmişteki arifler, hikmet sahipleri yani bugünün tabiri entelektüelleri yaşanmışlıklara itiraz ve isyan ederken, “Keşke dağ başında çoban olsaydım da bütün bu gördüklerimi görmeseydim!” diye konuşurlardı.
Elbette yolsuzluk, usulsüzlük, anayasa ve yasalara aykırılık, toplumsal barışı bozan huzuru tehdit eden gelişmeler karşısında sessiz kalmayı kabul etmek mümkün değildir. Devlet zaten bunun için vardır. Müesses nizamın devamı açısından, halkın, güven ve huzuru, adaletin temini için sorumlular, devlet aklını ve aygıtını kullanabilirler. Kullanmalıdırlar. Ancak insan aklı da toplum vicdanı da gücü ele geçirenin karşısındakine hükmetmeye çalışmasını kabul etmez…
Yaşadığımız tam da bu mudur emin değilim… Bilgi kirliliği ve meşruiyet kılıfı giydirilmeye çalışılan ancak o kılıfa sığmayan uygulamalar dolayısıyla toplumsal vicdan yaralanmıştır.
Türk siyasi hayatını mesleği gereği yakından takip eden birisi olarak son günlerde ülke gündemindeki “Mutlak Butlan” gibi bir karara ne tanıklık ettim, ne de böyle şeyi beklemiyordum.
Son dönemde yaşadıklarımızı gözden geçirince “Ne kadar, o kadarı da olmaz” dediğimiz şey varsa hepsi oldu. Ahlak ve özellikle “siyasi ahlak” konusunda bu yaşadıklarımızdan sonra kendimizi yeniden “çek etmeliyiz!” Eyvallah! “Millete ve devlete hizmet için” evrensel hukukun birikimlerinden oluşan kurallar ve yine evren ahlakın gerektirdiği ne varsa hayatımızın bir parçası kabul edilmeden bir çözüm üretmek ne yazık ki mümkün değildir. “Siyaset esasında bir ibadettir. Ya ibadet temizliğinde yapılır ya da yapılmaz” sözünü rehber edinmedikçe ve siyaseti millet için yapmadıkça bir anlamı olmadığını görüyor ve anlıyoruz.
Bugün kaybettiklerimizi, yarın geri kazanabileceğimizi sanıyorsak aldanıyoruz. Dün önüme bugünleri özetleyen çok nefis bir yazı düştü. İskender Öksüz Karar gazetesinde kaleme almış. İçinde şöyle bir anektod var : “DÖNÜŞTE ALIRIM
Selanik’te, bir Osmanlı devlet memuru, dairesini ve evini kilitlemiş ve anahtarlarını komşusu gayrı-Türk’e bırakmış. “Döndüğümde senden alırım.”, demiş. O anahtarlar şimdi nerededir, o ev ve dairenin başına neler gelmiştir acaba? Bir ülke ölürken öldüğünün farkına varmaz mı? Demek ki varmıyormuş.”
O gün dönüş umudu için sığınabileceği bir liman varmış insanların. Bugün Allah korusun son limanda olduğumuzun kaçımız farkındayız acaba? Tahrip ettiklerimizin yarın ne anlama geldiğini fark edebilecek bir feraset fırsatı sunan bayrama böyle bir kafa karışıklığı ile gidiyoruz…
Dilerim herkesin aklını başına aldığı, yardımlaşmanın, huzurun ve barışın hakim olduğu bir bayram geçiririz. Bu duygular ile herkese iyi bayramlar diliyorum..