Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erkan Sağlam, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti.
Ziyarette “dostluk” mesajları verildi, mesleğin içinde bulunduğu tablo konuşuldu.

Yılmaz Karaca ise her zamanki gibi açık ve sert konuştu.

Basının her geçen gün itibar kaybettiğini söyledi.
Haklı…

Üstelik bu kayıp sadece yukarıda değil, muhabir kadrolarına kadar sirayet etmiş durumda.
Herkes bir “yetki” peşinde.
Ama ortada gerçek bir sorumluluk yok.

Yetkisiz yetkililerin arasında kaybolan bir meslek var artık.

Eskiden Sorumlu Yazı İşleri Müdürleri gazetelerin en yetkili ismiydi.
Hâlâ öyle olması gerekir.
Çünkü devletin muhatap aldığı tek makam orasıdır.
Hesap sorulacaksa ona sorulur.

Genel yayın yönetmenleri vitrinde olabilir ama işin hukuki ve mesleki yükünü çeken Sorumlu Yazı İşleri Müdürü’dür.
Benim nazarımda da gazetede tek gerçek yetkili odur.

Ama gelin Eskişehir basınına bir bakın…

Sorumlu yazı işleri müdürü dediğiniz kişi, adeta gazetenin amelesi gibi oradan oraya sürülüyor.
Emir alıyor.
Talimatla hareket ediyor.

Bu sadece bir görev karmaşası değil…
Bu mesleğin omurgasının kırılmasıdır.

Eğer bu duruma acil müdahale edilmezse, basının geleceği çok daha karanlık olacak.
Çünkü sorun dışarıdan değil, doğrudan içeriden büyüyor.

Sorumlu yazı işleri müdürlerinin içi boşaltılıyor.
Yetkileri kağıt üzerinde kalıyor.
Ve bunu yapanlar da ne yazık ki yine gazetecilerin kendisi.

Yetkisiz yetkililerin bitmek bilmeyen yetki merakı…

Çünkü kimsenin derdi gazetecilik değil artık.
Herkesin başka bir ajandası var.

Kendimi övmek gibi olmasın ama insanı konuşturuyorlar…
Ben kimsenin sözcülüğünü yapmam.
Yapmadım, yapmayacağım.

Hep söyledim…
Başkaları sözcülük yapar, ben yolsuzluğunu çıkarırım.

Küçük işlerle uğraşmam.
Gereksiz şişirilmiş haberlerin peşinden koşmam.
Gerçekten “haber” değeri olanın peşine düşerim.

Kimseye hak ettiğinden fazla yer ayırmam.
Sayfalarca methiyeler dizmem.

Ama bugün geldiğimiz noktada bu çizgi silinmiş durumda.
Haber ile PR iç içe geçmiş.
Gazeteci ile propagandacı aynı masada oturuyor.

İşte asıl çöküş burada başlıyor.

Bugün bir gazeteci, bir kurumun, bir siyasetçinin ya da bir çıkar grubunun sözcüsü haline gelmişse…
Orada gazetecilik bitmiştir.

Bu kadar net.

Bu yüzden bu mesele sadece “meslek içi bir tartışma” değildir.
Bu doğrudan kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkıyla ilgilidir.

Basın güvenilirliğini kaybederse, toplum da pusulasını kaybeder.

Ben bu konuyu Yılmaz Başkan ile ayrıca istişare edeceğim.
Ne yapılabilir, nasıl bir yol izlenmeli soracağım.

Ama şunu da açıkça söyleyeyim…

Eğer biz kendi içimizde bu çürümeyi durduramazsak…
Dışarıdan kimse gelip bizi kurtarmayacak.

Ve o gün geldiğinde…
Gazetecilik diye bir meslekten söz etmek bile mümkün olmayacak.