Bazen bir hikâye, uzun uzun yazılmış makalelerden daha çok şey anlatır. Bir cümle, insanlığın bütün vicdanını sorgulatabilir. Aşağıdaki hikâye de tam böyle bir hikâye…
Bugünlerde dünyanın dört bir yanında yaşananlara bakınca, insanın aklına ister istemez bu hikâye geliyor. Savaşların, çatışmaların, bombardımanların ortasında yine en çok çocuklar, kadınlar ve masum insanlar kalıyor. Güçlülerin hesapları yapılırken, bedeli yine güçsüzler ödüyor. İşte tam da böyle zamanlarda insanın aklına şu soru geliyor: Gerçekten akıllı olan kim?
Hikâye şöyle…
Bir tımarhanede kalan bir hasta, her gün pencereden dışarıyı dikkatle izler, bir şey gördüğünde de büyük bir heyecan yaşarmış. Ama kimse bunun sebebini anlayamaz, yine krizi tuttu diye düşünürmüş. Bir gün odasına yemek getiren görevli içeride başka birini görünce şaşırmış. Adam tabldotu alıp büyük bir iştahla yemeye başlamış, üstelik bir yandan da “Ben Baki oldum… Ben Baki oldum…” diye bağırıyormuş. Durum hemen doktorlara bildirilmiş. Tanımadıkları bu adamı apar topar dışarı atmışlar ve gerçek hastayı aramaya başlamışlar. Bir süre sonra avlunun yakınında saçlarını sarıya boyamış bir halde bulmuşlar onu. Gülerek bağırıyormuş: “Ben Salim oldum… Ben Salim oldum…”
Onu tekrar odaya götürmüşler. Ama ertesi gün yine aynı manzarayla karşılaşmışlar. Yine tanımadıkları o adam odada yemek yiyormuş. Yine dışarı atılmış, yine kaçan hasta dışarıda bulunmuş. Sonunda doktor dayanamamış. “Evladım,” demiş, “Sen neden sürekli kaçıp buraya geliyorsun? Hem senin adın Salim değil, Baki. Nasıl Salim olabilirsin?”
Hasta gülümseyerek az önce dışarı atılan adamı göstermiş: “Ben odamda her gün üç öğün yemek yerken, o adam açlıktan çöpleri karıştırıyordu. Bir gün kaçtım ve onunla yer değiştirmeyi teklif ettim. Saçımı onun gibi sarıya boyadım, onun saçını da benim gibi kahverengiye… Böylece siz onu ben sanacaktınız. Karnı doyacaktı. Ben Salim oldum… O ise Baki…”
Doktor şaşkınlıkla bakakalmış: “Bir deli bunu nasıl düşünebilir?” Adam gülümseyerek cevap vermiş: “Ben aklım olmadığı için deliyim doktor bey… Kalbim olmadığı için değil… Keşke herkesin kalbi olsa da bu dünyada kimse aç kalmasa…”
İşte hikâye burada bitiyor. Ama insanın içinde bıraktığı soru bitmiyor. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan açlıkla, yoksullukla, savaşın acımasızlığıyla mücadele ediyor. Çocuklar enkazların arasında büyüyor, anneler gözyaşıyla yaşıyor, masum insanlar başkalarının hesaplarının kurbanı oluyor. Ve bütün bunlar olurken, dünyanın “akıllı” insanları hâlâ hesap yapmaya devam ediyor. Belki de mesele gerçekten akıl meselesi değildir. Belki de asıl eksik olan şey… kalptir. Çünkü bazen bir “deli”, bütün dünyadan daha insanca düşünebilir.
Ve bazen insanın aklına şu soru takılır: Bu dünyada gerçekten deli olanlar kim?
“Aklı olmayanlar mı? Yoksa kalbi olmayanlar mı?-"
Kalbi olmayanların kuyuya attıkları taşı çıkartabilmek için aklı olmayanların mücadelesine tanıklık ediyoruz. Yoksa bu kadar aç, bu kadar yoksul ve bu kadar katledilen masum sivil, kadın çocuğu sadece seyretmekle yetinir miydik?