Eskişehir’de öyle bir olay yaşandı ki…
Sözcükler anlamını yitirdi.

10 gündür kayıp olarak aranıyordu Z.Ü.
Henüz 13 yaşındaydı…
En güzel yıllarını yaşaması gereken bir an da…

Ve ne yazık ki kötü haber geldi.

Küçük kız babasının bahçesinde ölü bulundu.
Kızını öldürdü ve ardından kendi hayatına son verdi.

Bir çocuğun en güvende olması gereken yer neresidir?
Evi…
Bir çocuğun en çok güvenmesi gereken kişi kim?
Babası…

Hayat bizi öyle bir noktaya getirdi ki…

Artık en güvendiğimiz yerler, kişiler “güvenmediklerimiz” oldu.
Son zamanlarda bu tür olaylar da artış yaşanıyor.

Kadın cinayetleri…
Çocuklara yönelik şiddet…
Aile içinde yaşanan trajediler…

Toplum olarak sanki ağır bir karanlığın içinden geçiyoruz.

Eskişehir…
Yıllardır güvenli, huzurlu bir şehir olarak anılırdı.
Sokaklarında öğrencilerin, ailelerin, çocukların rahatça yürüdüğü bir şehir…

Ama bugün görüyoruz ki hiçbir şehir bu karanlıktan tamamen uzak değil.

Eğer Eskişehir bile bu noktaya geldiyse gerçekten kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor…

Biz nasıl bu hale geldik?

Kötülük şekil değiştirdi.
Şiddet artık sadece sokakta değil.
Evlerin içinde, ailelerin içinde, en yakın ilişkilerin içinde büyüyor.

Bir çocuğun hayatı söndü.
Bir kadın hayatını kaybetti.
Bir aile yok oldu.

Ve geride kalan şey sadece acı…

Toplum olarak artık bu acılara alışmamalıyız.
Her yeni haberi birkaç gün konuşup unutmak bu trajedilerin en büyük ortağı haline gelmemize neden oluyor.

Şiddetin, öfkenin ve vicdansızlığın bu kadar normalleşmesine izin vermemeliyiz.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü en zayıfını, en küçüğünü, en savunmasızını koruyabilme gücüdür.

Bugün bir çocuk için ağlıyoruz.
Yarın başka bir haberle sarsılmak istemiyorsak bu acıdan ders çıkarmak zorundayız.

Dün bir kadını, bir kız çocuğunu kaybettik.
Bir erkeğin uyguladığı şiddet yüzünden…

Hunharca…
Canice…
Acımasızca…

Bu acının tarifi yok.

Başımız sağ olsun Eskişehir.