Sezonun ikinci yarısına iki maçta iki galibiyetle başladık.
Kâğıt üzerinde bakıldığında her şey yolunda görünüyor. Üç puanlar haneye yazılıyor, Karşıyaka ile aramızda sadece bir puanlık fark var ve Kütahya ile olan mesafeyi hâlâ koruyoruz.
Evet, 2’de 2 yaptık.
Bugün “ama” demeyeceğim diye başladım ama sahada olan biteni görmezden gelmek de mümkün değil. Rakip belki ligin kolay ekiplerinden biriydi fakat bu, ortaya konan oyunun değerini düşürmez. Çünkü bugün sahada isteyen, mücadele eden ve oyunu bırakmayan bir siyah-kırmızılı takım vardı.
Kalede Bora’nın yaptığı kritik kurtarış, maçın kırılma anlarından biriydi.
Akın yine bildiğimiz gibi… Sadece gol atan değil, oyunun ruhunu sahaya koyan bir performans sergiledi.
Kaan Baysal attığı iki golle bu takımın neden önemli bir parçası olduğunu bir kez daha gösterdi.
Batuhan Doğrukıran ise kalite farkını net biçimde ortaya koydu; o da iki golle skora doğrudan etki etti.
Saha içinden izlerken şunu çok net hissettim:
Bu takım ikinci yarıda gerçekten açıldı. İlk yarıda zaman zaman zorlandık, rakip kaleci direndi, şutlarımız daha sert olabilirdi. Eksikler, sakatlıklar ve kadro darlığı ister istemez oyunu etkiledi. Ancak Akın’ın golüyle gelen rahatlama, ikinci yarıda bambaşka bir Eskişehirspor’u ortaya çıkardı.
Goller geldikçe sadece skor değil, özgüven de yükseldi.
Tribünle takım arasında o bağ yeniden hissedildi.
Teknik heyetin yeni transferlere süre vermesi ise bence cesur ama doğru bir karardı. Açık konuşmak gerekirse ben bu kadar hızlı bir uyum beklemiyordum. Özellikle Elias oyuna girer girmez farkını hissettirdi. Mert’in mücadelesi de alkışlanacak düzeydeydi. Bu, ilerisi adına umut veren bir tablo.
Ancak saha içinden bakınca görmezden gelinemeyecek bir gerçek daha var:
Savunma hattı…
Hocayla yapılan özel görüşmelerde savunmaya bir ya da iki takviye ihtiyacı açıkça dile getirildi. Bu noktada ben de aynı fikirdeyim. Sakatlıklar ve cezalarla birlikte savunma hattı ciddi şekilde zorlanıyor. Eğer bu ligde seri yakalamak ve zirve yarışını sonuna kadar kovalamak istiyorsak, gol atmak kadar gol yememek de hayati önem taşıyor.
Kaan Baysal’la yaptığımız röportajda söylediği bir cümle ise beni gerçekten düşündürdü:
Kütahya ile olan puan farkının kendisini rahatsız etmediğini, bu farkın kapanabileceğini ve onların da bu stada geleceğini çok net bir dille ifade etti.
Bu sözler bir futbolcu klişesi değildi.
Bir meydan okumanın tam anlamıydı.
Ben şuna inanıyorum:
Bu ligde mücadeleyle kazanılmayacak maç yok. Ancak Her karşılaşmayı bir final gibi oynamak zorundayız.
Çünkü bu şehir yarım sevinçlere değil, tam mutluluğa hasret.
Önümüzde Nazilli maçı var. Bu takım doğru konsantrasyonla çıktığı sürece bu maçtan da farklı bir galibiyetle ayrılabilir.
Umut var.
Ama bu umut, çalışmadan değil; mücadeleden, doğru hamlelerden ve gerçeklerle yüzleşmekten geçiyor.