İçişleri Bakanlığı, dört günlük Ramazan Bayramı tatilinin trafik verilerini paylaştı. Ülke genelinde meydana gelen 2 bin 753 kazada 31 vatandaş hayatını kaybederken, ölümlü kaza oranlarında geçmiş yıllara oranla %39,5’lik dikkat çekici bir düşüş kaydedildi.
Doğrusunu isterseniz, her bayram tatili yaklaştığında bir insan olarak yüreğim titrer. Gözüm hep televizyon ekranlarında, aklım ise yollarda kalır. Çünkü Türkiye, kimi zaman bir yılda yaşanmayacak can kaybını, çoğu kez 9 gün olarak düzenlenen tatil sürelerinde yaşayabiliyor. Sadece can kaybı da değil… Binlerce insanımızın yaralanarak ölümle burun buruna geldiği, sakat kaldığı, hayatlarının geri dönülmez şekilde değiştiği bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Maddi kayıpları, milli servetin heba oluşunu ise çoğu zaman konuşmuyoruz bile. Halbuki dikkat, insan hayatına verilen değer ve sorumluluk bilinci bu kazaların önüne geçmeye fazlasıyla yeter. Eskiler ne güzel söylemiş: “Tedbir takdiri bozmaz.” Ama yine de “eşeği sağlam kazığa bağlamak” en doğrusudur.
Yahu, 4 günlük bayram tatilinde 2 bin 753 kaza ne demek? Bu, günde ortalama yüzlerce kaza, binlerce insanın yaşadığı korku ve onlarca haneye düşen ateş demek…
Trafik cezaları ciddi şekilde artırıldı. Bu durumdan şikâyet edenlerin sayısı da az değil. Ancak burada yapılan temel hata şu: Eften püften, telafisi mümkün küçük kusurlar için yüksek cezalar kesmek çözüm değil. Asıl yapılması gereken; sürüş güvenliğini doğrudan etkileyen ihlaller üzerine odaklanmak ve kuralları gerçekçi bir zeminde yeniden düzenlemek. Yok plaka detayıydı, yok hız sınırlarında esnekliğin kaldırılmasıydı derken meselenin özünden uzaklaşılıyor. Bu yaklaşım, kazaları önlemekten çok cezaları bir tür vergiye dönüştürme algısı oluşturuyor. Oysa önemli olan, akan trafikte kurallara uyulup uyulmadığıdır.
Sevindirici olan şu ki; yapılan sıkı denetimler sayesinde bu bayramda kazaların yaklaşık %40 oranında düşmesi sağlandı. Bu, doğru uygulandığında denetimin ne kadar etkili olabileceğini açıkça gösteriyor.
Bu arada Eskişehir özelinde bir konuya da dikkat çekmek istiyorum… Çevre yolu üzerinde “üst geçit” diye yapılan beton ve demir yığınları var. Açık konuşmak gerekirse, bunlar sağlıklı insanların bile kullanmaktan imtina ettiği yapılar. Özellikle çevre yolunun artık bulvara dönüştüğü kesimlerde; yaşlılar, hastalar, engelliler ve çocuklu anneler için mutlaka asansörlü, erişilebilir ve güvenli üst geçitler yapılmalıdır. Bu konuyu yıllar önce, çevre yolunda çalışmalar devam ederken dönemin bir milletvekiline bizzat iletmiş, hatta sitem etmiştim. Ne yazık ki aradan geçen zamana rağmen somut bir adım atılmadı. Bugün Gündoğdu, 71 Evler ve Otogar civarında karşıdan karşıya geçmek adeta cesaret istiyor.
Çünkü insanlar mecbur kalıyor… Kullanamadıkları üst geçitler yerine, hayatlarını riske atarak yoğun trafikte yolun karşısına geçmeye çalışıyorlar. İşte kazaların bir kısmı da tam olarak burada yaşanıyor.
Şimdi sormak gerekiyor: Bu şehirde insan hayatı mı daha değerli, yoksa maliyetten kaçınarak yapılan göstermelik projeler mi? Eğer gerçekten insan odaklı bir şehircilik anlayışından söz ediyorsak, bu meseleler “detay” değildir. Doğrudan hayatın kendisidir. Unutmayalım ki trafik kazaları çoğu zaman kader değil; ihmalin, yanlış planlamanın ve sorumsuzluğun sonucudur.
Ve hiçbir bayram… Bir annenin gözyaşından, bir çocuğun yetimliğinden daha kıymetli değildir.
