17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, Türkiye’de kadın-erkek eşitliği yolunda en önemli adımlardan biri olarak tarihe geçti. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri olarak gösterilen pek çok ülkesi Atatürk’ün Türk kadınına verdiği hakları yıllar sonra verdi. Atatürk’ün ne kadar öngörülü ve geleceği gören bir lider olduğu bugün daha iyi görülüyor.
SÖZLEŞME İLE DEĞİL
Mesela toplumumuzda bazıları İstanbul Sözleşmesine kafayı taktı. İstanbul Sözleşmesi olmayınca, kadın hakları da olmayacak gibi bir senaryo çiziliyor. Israrla İstanbul Sözleşmesini savunanlar, Cumhuriyet Devrimlerini göz ardı ediyorlar. Sanki batı bize medeni kanun hediye etmiş. Batılı ülkeler Atatürk’ün Türk Kadınına verdiği haklarını yıllar sonra, mücadele ederek aldılar. Batının önümüze koyduğu sözleşmeler, Atatürk’ün uygulamaya koyduğu Cumhuriyet Devrimleri kanunların çok gerisindedir. Türk kadınının 1930 ve 1935’lerde elde ettiği seçme ve seçilme hakkı, birçok Avrupa ülkesinde yoktu.
ATATÜRK GELECEĞİ GÖRDÜ
Türk kadını, milli mücadele günlerinde, emperyalizme karşı verilen mücadele günlerinde en önde savaştı. Türk erkeğinden geride kalmadı. Bebeği sırtında kağnılarla silah taşıdı. Bebeği sırtında düşmanla savaştı.
Atatürk’ün bizzat çıkardığı Medeni Kanunla da Ortaçağ cenderesini yırttı attı. Çağdaş haklara kavuştu. Atatürk bir anlamda gelecekte mutlaka alacağı hakları kadınlara diğer gelişmiş denilen ülkelerden çok önde verdi.
KADIN HAREKETİMİZDE VAR
Bu topraklarda kadın hareketinin bir geçmişi de var. 1908 devriminden sonra, bu topraklarda kadın hareketi patladı. Cumhuriyet Devrimi Türk kadınına yeni bir kişilik ve yaşam şekli kazandırdı. Cumhuriyet’ten sonra sanayileşme hamlemizde de Türk kadını üretime katıldı. Bir parçası oldu. Cumhuriyet ve kazanımları hepimiz için ekmek, bağımsızlık ve şahsiyetli insan demektir.
CİNSİYET EŞİTLİĞİ
İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına, Atatürk’ün çıkarılmasını sağladığı Medeni Kanun açısından bakmak gerekir. Kanunun yıldönümünde iyi bir durum saptaması yapmalıyız. Atatürk, Cumhuriyet'in ilanından sonra kadınlarla ilgili şunları söylüyordu: "Bir toplum cinslerinden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur”. Medeni kanunun yanı sıra, eğitimin birliği kanunu da, çağdışı kalmış kurumların kapatılması için çıkarıldı. Bu sayede, Türk kadını erkeğin eğitimde geçtiği bütün öğretim basamaklarını geçti.
İKİ CİNS İNSANDAN OLUŞUR
Düşman yurttan atıldıktan sonra, 1925 yılında Atatürk, “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Kadınlarımız ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanacaktır." dedi. Ve dediklerini tek tek uygulamaya koydu.
BOZKURT’ A TEŞEKKÜR
Cumhuriyet’in kurucu kadrosunda özellikle hayran olduğum bir kişi vardır. Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, ilk Adalet Bakanı olarak ülkenin ilerlemesinde etkin rol oynadı. Adalet Bakanı Bozkurt, Medeni Kanunun gerekçesini, laikliğe de vurgu yaparak şöyle açıklıyordu: "Din devlet gözünde vicdanlarda kaldıkça saygındır ve masumdur. Türk Tarihinin en hazin siması Türk kadınıdır. Bu yasa bir esir gibi yerden yere vurulan, fakat ezelden beri bir hanım olan Türk annesini değerine uygun, saygın konuma getirecektir. Böylece Türk Toplumu en kuvvetli bir şekilde sağlamlaştırılmış olacaktır."
SONRAKİ ÇALIŞMALAR
1930 yılında çıkartılan bir dizi yasa ile de, kadınlara önce Belediye Seçimlerine katılma hakkı, daha sonra da köylerde muhtar olma, ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanındı. 5 Aralık 1934'te ise, Anayasa ve Seçim Kanunu'nda yapılan değişiklikle, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakları tanındı. Medeni Kanun ve Cumhuriyet’in kazanımlarını bugün daha iyi anlıyoruz. Batıdan dayatılan ve içi boş olan sözleşmeleri savunmak için enerjimizi tüketmeyelim.