Eskişehir Genel İş Sendikası’nda sular bir türlü durulmuyor.
Her geçen gün yeni bir olay, yeni bir iddia gündeme düşüyor.
Ve ne yazık ki bu iddialar artık münferit olmaktan çıkmış durumda.

Gazetemize geçtiğimiz günlerde DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası Şube Başkanı Coşkun Sakçı hakkında yeni ve oldukça ciddi iddialar iletildi.
Özellikle Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ESTRAM’da görev yapan sendika üyesi şoförlerden gelen şikâyetlerin sayısı azımsanacak gibi değil.

Bitmiyor…
Bitecek gibi de durmuyor.
Peki, bu süreç ne zaman sona erecek?

Sendika üyesi bazı şoförler tarafından gazetemize ulaştırılan iddialar, yazılı bir ihbar metni hâline bile getirilmiş.
İhbar metninde, Cuma günü yapılması planlanan Otobüs Şoför Temsilciliği seçimleri öncesinde sendika içinde ciddi bir baskı ve ayrımcılık ortamı yaşandığı öne sürülüyor.

İddialara göre ESTRAM bünyesinde görev yapan 613 personelden yalnızca 376’sına seçme ve seçilme hakkı tanınıyor.
Geriye kalan yüzlerce çalışanın ise bu demokratik sürecin tamamen dışında bırakıldığı ifade ediliyor.

Bu nasıl bir demokrasi anlayışı?
Temsil dediğimiz şey belli bir grubun ayrıcalığı hâline mi geldi?

Coşkun Sakçı’nın sendikal faaliyetlerinin yanı sıra siyasi süreçlerde de aktif rol aldığı biliniyor.
CHP’nin delege seçimleri sürecinde, “mavi liste” lehine sendikal gücün kullanıldığı yönündeki iddialar hâlâ hafızalarda.
Sendikanın, işçinin hakkını korumak yerine siyasi hesapların aracı hâline getirildiği eleştirileri o dönem de yapılmıştı.

Bugün ise benzer iddialar bu kez otobüs şoför temsilciliği seçimleri üzerinden gündeme geliyor.

Şoförlerin iddiası özetle şöyle:
“Bizi temsil edecek kişiyi özgürce seçmemize izin verilmiyor.”

Seçim öncesinde işçilere çeşitli vaatlerde bulunulduğu, “beni destekleyin, kendi temsilcinizi seçin” söylemleriyle destek istendiği, ancak süreç ilerledikçe bu söylemlerin yerini baskıcı bir dile bıraktığı öne sürülüyor.
Köprü geçildikten sonra ise adeta “tek başına iktidar” anlayışının hâkim olduğu iddia ediliyor.

Biz de Coşkun Bey’e soruyoruz.
Bu bir güç zehirlenmesi mi?

Kontrolsüz bir yetkiyle ne yapılmak isteniyor?
Sendika işçiyi koruyan bir yapı olmaktan çıkıp bir baskı aracına mı dönüşüyor?

İhbar metninde yer alan bir diğer çarpıcı iddia ise seçim sürecinde çalışanlar üzerinde psikolojik baskı kurulduğu yönünde.
Personelin “ses kaydı alınıyor” gibi söylemlerle tehdit edildiği, sendika içindeki muhalif seslerin susturulmaya çalışıldığı ileri sürülüyor.

Bazı çalışanların, farklı sendikal görüşlere sahip olmaları hâlinde üyelikten çıkarılmakla tehdit edildiklerini öne sürmesi ise işin vahametini daha da artırıyor.
Sendikal tercih özgürlüğü, anayasal bir hak değil mi?

Yine iddialar arasında sendika yöneticisinin yetkisini aşan vaatlerde bulunduğu, işyeri yönetimine dair kanun dışı söylemler kullandığı da yer alıyor.
Hatta farklı bir sendikaya destek verdiği iddia edilen bazı şoförlerin telefonla aranarak uyarıldığı baskı altına alındığı öne sürülüyor.

Eğer bu iddialar doğruysa ortada sadece bir sendika içi tartışma değil açıkça bir hak ihlali vardır.
Ve bu durum sendikanın yetki aldığı bir işyerinde eşit temsil ilkesine açıkça aykırıdır.

Buradan yetkililere, sendika yönetimine ve ilgili kurumlara soruyoruz.
Bu iddialar neden bu kadar sık gündeme geliyor?
Neden her seçim süreci tartışmalı geçiyor?
Ve en önemlisi bu yaşananlara kim “dur” diyecek?

Sendikalar işçinin güvencesidir.
Korku kaynağı değil.
Baskı aracı hiç değildir.

Eğer sendikal yapı işçinin sesini kısmaya başlarsa…
Eğer temsil mekanizması adaletsizliğe dönüşürse…
Orada sendikacılık değil başka bir şey konuşulur.

Biz sormaya devam edeceğiz.
Çünkü bu şehirde işçinin sesi kısılmasın diye gazetecilik yapıyoruz.

Ve yapmaya da devam edeceğiz.