Eskişehir Ticaret Odasının katkıları ile gerçekleştirilen “Kadın Çiftçiler Sürdürülebilir Gelecek İçin Buluşuyor” etkinliği Eskişehirli kadın çiftçilere önemli verildiğini gösteriyor. Eskişehir’de erkek çiftçi nüfusu azalırken kadın çiftçi nüfusu artıyor. Erkekler her halde, köylerinde kahvehaneleri dolduruyor. Üretimi de kadınlara terk ettiler. Toplantıda Eskişehir Kadın Çiftçiler Derneği Başkanı Münevver Kepenek de, Eskişehir bölgesindeki kadın çiftçilerin çalışmalarını örnekler vererek anlattı.
ÜRETİM ÖNEMLİ MESELE
Aslında eskiden de, bahçede sebze ve meyveyi kadın çiftçiler üretirdi. Erkekler de köy kahvesinde pişpirik oynardı. Böyle bir gelenekte var. Son yıllarda kadınlar öncülüğünde kurulan kadın ağırlıklı çiftçi kooperatifleri gelişmeye imza atıyor. Günümüzde herkes üretimden bahsediyor. Kendi kendine yetebilen 7 ekonomiden biri olduğumuz yıllara özlemle bakıyoruz. Özal’ın 24 Ocak 1980 kararları bizi buralara getirdi. Halen marketlerimizde başka ülkelerden gelen mercimek ve nohut gördüğümüze göre, ETO’nun kadın çiftçiler için yaptığı seminerlerin, etkinliklerin sayısını arttırarak devam ettirmemiz gerekiyor.
EMEK SÖMÜRÜLMEMELİDİR
Kadın ve erkek nüfusumuz küsuratlar dikkate alınmazsa, 43 milyon, 43 milyondur. Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların iktisadi yaşamda cinsiyete dayalı olarak maruz kaldıkları eşitsizlik giderilmelidir. Kentlerde kapitalist, kırda feodal yapı eşitsizliği ortaya çıkarıyor. Kısacası kadın emeği sömürülmemelidir. Yapılan araştırmalara göre dünya genelinde kadınlar erkeklerden ortalama olarak yüzde 20, Türkiye’de ise yüzde 27 daha az kazanıyor. Aynı işi yapıyorlar, erkekler kazançta birkaç adım önde bulunuyor.
KONU OLMASIN
Her yıl 8 Mart tarihinde veya sonrasında her yerde kadını görüyoruz. Kadın, cinayetler veya şiddete maruz kalmasıyla konu oluyor. Çeşitli reklamlar kadını meta olarak gösteriyor. Bu durum caddelerde reklam panolarda önümüze çıkıyor. Bir yandan da hep beraber kadınların köklü ve büyük mücadelelerini görüyoruz. Üretici kadınlar, ETO veya benzeri kuruluşlarının etkinliklerinde karşımıza çıkıyor. İstanbul sözleşmesi gibi emperyalizmin namlusunu çevirdiği kadın örnekleri de var. Yine, Fransız Devrimi sırasında Bastille Hapishanesini basan kitlenin önündeki kadınları da tarihin yapraklarındaki fotoğraflardan tanıyoruz. Eşit işe eşit ücret almak için fabrikada yanan kadınları biliyoruz, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan Kara Fatmalar, Halime Çavuşlara ülkemizin kadınlara hayranlığımız, sorumluluğumuz her geçen gün arttığını da görüyoruz. Tarihte kadının yaptığı güzel olaylar, bugün emperyalizm tarafından tahrip ediliyor, kullanılıyor.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Sürekli İstanbul sözleşmesini konuşuyoruz. Sözleşme, 14 Mart 2012 de TBMM de tüm partilerin milletvekilleri tarafından onaylandı. Yanlışlıkları çok sonra görüldü. Ancak Avrupa Konseyi üyesi 13 ülke İstanbul sözleşmesine taraf olmadı. Rusya ve Azerbaycan Sözleşmeyi hiç imzalamadı. İngiltere Macaristan, Bulgaristan gibi 11 ülke ise imzaladı. Meclisleri kabul etmedi. Onaylanmadı. Bizde yürürlükten kaldırıldığı için akla hayale gelmeyen suçlamalar yapıldı.
ŞİDDETİ ENGELLİYOR MU?
İstanbul Sözleşmesi’nin her ne kadar kadına şiddeti önlemeye yönelik olduğu iddia edilse de sözleşmenin içeriği toplumu doğal olmayan cinsiyetlere parçalamaktan ve bunları kadın sorunu gerçeğinin içine saklamaktan öteye gitmiyor. Aile kurumunu tahrip ediyor ve toplumu ayrıştırıyor. Sözleşme kadını korumaktan ziyade LGBTİ’nin çürümüş neoliberal sistemle dayattığı cinsiyet türlerini korumayı amaçlıyor. Toplumsal cinsiyet, cinsiyet rollerinin dışına çıkarılarak ayrı bir cinsel kimlik olarak tanımlanırken 'eş' kavramının yanında 'partner' kavramı kullanılmaya başlanıyor.
İstanbul Sözleşmesi, feodalizmin kalelerini LGBTİ renklerine boyayarak kadını yine hapsediyor. Buna karşı kadını yalnız bir bedene ve cinsiyete hapseden bu model üzerinde yapılan tartışmalar bile gereksizdir. ETO’nun üretici kadınlar etkinliğinin öneminin büyük olduğunu hatırlatarak, bu günlük bu kadar diyorum.