Şanlıurfa, Mardin, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Uşak gibi pek çok ilimizde anızların yakılması sonrasında ortaya çıkan görüntüleri ve elim sonuçlarını hep birlikte yaşadık. Çok sayıda cana mal olan kontrolsüz anız yangınlarının sebep olduğu maddi hasarın hesabı da yapılabilecek gibi durmuyor. Sadece anızlarımız değil insanlarımız yanıyor, topraklarımız yanıyor, cennet vatanımızın toprakları çoraklaştırılıyor.
Hemen şehirlerin kenarlarında bulunan ekili alanlarda bilinçli olarak yakılan anızlar için çoğu kez bazılarımız itfaiyeye yangın ihbarında bulunuruz. Sonra itfaiye gelene kadar tarladaki anızlar yanar ve bir de itfaiyenin soğutma çalışmasını da gerçekleştirmiş oluruz aynı zamanda. Ne güzel iş değil mi?
Topraktaki mikroorganizmaların yok olup gitmesine göz göre göre onay vermek anlamına gelen ve toprağın taşlaşmasına yol açan bu uygulama ile ilgili olarak Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder bir açıklama yaptı. Güder açıklamasında, “Hububat hasadı sonrasında geriye kalan anızın yakılması sonucu; orman yangınları, yaban hayatının olumsuz etkileniyor. Telefon ve enerji iletim hatlarının yanması, sis oluşumu nedeniyle çeşitli trafik kazaları, hasat edilmemiş komşu tarlalara yangın sıçraması, yakın köylerdeki hayvan barınaklarının, yerleşim birimlerinin zarar görmesi gibi birçok risklerle, can ve mal kaybıyla karşı karşıyayız” diyerek zararın boyutlarına dikkat çekiyor. Güder bir başka önemli noktayı daha işaret ediyor. Güder, "Tarımın ana hammaddesi olan toprakta bulunan karbon ve azot dengesi yok olup, toprak verimsizleşmekte, organik madde miktarı azalmaktadır. Ekosistem tahrip edilmekte, doğal denge bozulmakta, mikrobiyolojik aktivite gerilemektedir. Anız yakılması; su ve rüzgâr erozyonunu arttırmakta, bu nedenle toprağın en değerli üst katmanları rüzgâr ve su ile taşınarak yok olmaktadır. Bunun yerine, anızın toprağa karıştırılması veya kompost yapılarak, organik gübre şeklinde kullanılması gibi daha sürdürülebilir tarım yöntemleri teşvik edilebilir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 28 Aralık 2023 tarih ve 32413 sayılı resmi gazetede yayınlanan ilgili Tebliği’ne göre; anız yakmanın cezası, dekar başına 386,79 liradır. Ayrıca; anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskûn mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat arttırılır. Şehrimizin ya da ülkemizin farklı yerlerinde oluşabilecek orman yangınları nedeniyle, tüm vatandaşlarımız duyarlı olmalı; orman yangınları için 177, yangın ihbarı için 110 numaralı telefon acilen aranmalıdır. Biçerdöver sahiplerinin anız yakılması konusundaki sorumlulukları; yetkililer tarafından hatırlatılmalıdır. Konu hakkında; tarımın her alanında emek veren çiftçilerimize, vatandaşlarımıza ilgili birimler tarafından gerekli bilgilendirmeler ivedilikle yapılmalıdır" diye konuşuyor.
Güder açıklamasının son bölümünde, “Anız yakma uygulamasından vazgeçilmelidir. Tüm çiftçilerimize, üreticilerimize çağrıda bulunuyoruz" uyarısında bulunuyor. Bu duyarlılığından dolayı öncelikle Başkan Güder’i tebrik ediyorum.
Peki, bu uyarı ve çağrılara kulak veren olur mu? Kulak verseler bile kaç gün dikkatli bir şekilde bu konu takipte kalır. Şimdi soruyorum, İliç’ten kaç gün ders aldık? Ya da asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depremlerinden sonra depremler ile ilgili somut hangi adımları attık? Ciğerlerimizin dumana boğulduğu ormanlarımızın yok oluşuna sebep olan onca orman yangınlarından ders alabildik mi? Sorular uzayıp gider ve sonrasında emin olun yeniden başa sarmaya devam ederiz. Çünkü bizim yasımız üç gün sürer, sonrasında, “Saldım çayıra Mevla kayıra” der geçer gideriz.