Yıllarca çalış, prim öde, alın teri dök… Sonra bayram gelsin diye değil, ikramiye yatsın diye takvime bak. Ama görünen o ki bu bayram da emeklinin yüzü tam anlamıyla gülmeyecek. Çünkü bayram ikramiyesinin 4 bin lira olarak kalacağı konuşuluyor. Rakam değişmiyor; değişen sadece hayat pahalılığı.

Bayram ikramiyesi ilk verildiğinde bir anlamı vardı. Bir nefes aldırıyordu. Bir küçük tatlı telaş yaşatıyordu. Toruna harçlık, eve bayramlık, mutfağa biraz bolluk demekti. Bugün ise 4 bin lira ile ne alınabilir? Bir market arabasını doldurmak mümkün mü? Bir bayram sofrası kurulabilir mi? Kira, fatura, ilaç derken o para gerçekten “bayram” havası estirebilir mi?

Resmi enflasyon oranları açıklandı. Ancak pazardaki, manavdaki, kasaptaki gerçek enflasyon çok daha sert hissediliyor. Emeklinin bütçesi zaten ayın ortasında alarm verirken, 4 bin liralık ikramiye artık sembolik bir rakama dönüşmüş durumda. Emeklinin eline geçen para sadece 2 aylık sürede yüzde 8 oranında eridi.

Mesele sadece para da değil. Mesele değer verilme meselesi. Emekli, bu ülkenin yükü değildir. Bu ülkenin hafızasıdır, emeğidir. Bugün şehirler ayaktaysa, fabrikalar kurulmuşsa, yollar yapılmışsa; o kuşağın alın teriyle yapılmıştır. Şimdi ise beklenti çok büyük değil: Sadece insanca yaşamak. Üstelik emeklilerin önemli bir bölümü kronik hastalıklarla mücadele ediyor. Artan ilaç katkı payları, özel hastane farkları, temel gıda fiyatları… 4 bin lira, bu yüklerin yanında bir pansuman bile olamıyor.

Her bayram öncesi umut büyüyor, her açıklama sonrası umut küçülüyor. “Önümüzdeki düzenlemede” deniyor. “Bütçe imkânları” deniyor. Fakat emeklinin parası çoktan tükenmiş durumda. Sosyal devlet olmanın ölçüsü, güçlüye değil kırılgana nasıl davrandığınızdır. Emekli, kırılgan bir kesim haline gelmişse burada bir sorun var demektir.

Eğer gerçekten “enflasyona ezdirmedik” deniyorsa, o zaman emeklinin alışveriş fişine bakmak gerekir. Bilin ki emekli pazara-markete çıktığında eziliyor. Çünkü gerçek hayat, istatistik tablolarından daha çok şey ifade ediyor. Bugün gelinen noktada tablo açık: Maaş artışları sınırlı, ikramiye 4 bin lirada kalmış, hayat pahalı. Emeklinin umudu yine başka bahara kaldı. Ama unutulmamalı ki bahar sadece takvimle gelmez. Adaletle gelir. Bugün görünen tablo şu: Maaşlar yetersiz. İkramiye 4 bin lirada.
Hayat pahalı. Sabır tavsiye edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Ve cümlenin en ağır kısmı şurada başlıyor: Emeklinin umutları başka bahara kaldı… Tabii ki emekli o başka baharı görebilirse.

Ve işin en acı tarafı şu: Her düzenleme “sabır” ile başlıyor. Her açıklama “önümüzdeki dönemde” ile bitiyor. Oysa emeklinin önünde uzun yıllar yok. Özellikle ileri yaştaki, sağlık sorunlarıyla mücadele eden milyonlarca insan için mesele soyut bir ekonomik denge değil; doğrudan hayat meselesi.
Şubatta aylık enflasyon yüzde 2,96 gerçekleşince hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek şöyle bir açıklama yapıyor; . “Gıda fiyatlarının uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde artması, yıllık enflasyonda geçici bir yükselişe neden oldu. Son iki ayda gıda fiyatlarında görülen yüksek artışların, önümüzdeki dönemde hava şartlarına bağlı olarak telafi edilmesini bekliyoruz. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmeler kaynaklı artan petrol fiyatlarının enflasyon etkisini sınırlandırmak üzere çalışıyoruz.”
Çalışın çalışın. Şunun şurasında zaten emeklinin görüp görebileceği kaç bahar kaldı, kaç bayram kaldı?