Hemen şöyle “Balıklar kavağa çıktığı zaman” demeyin… CHP’liler kendileri söylüyor, ”Bizim ekstra bir muhalefete ihtiyacımız yok. Muhalefet olarak biz bize yeteriz!” Hemen şöyle diyesim geliyor, “Doğru söze hacı emmin ne desin?” Doğrusu öyle değil…

Bir yıldan fazla zamandır, “Silkeleme” talimatının ardından başlayan operasyonlar süreci nihayet “mutlak butlan” kararı ile CHP’nin kalbindeki operasyona dönüştü. 38’ncu kurultaya geri dönüş anlamına gelen “Delege iradesinin sakatlandığı” iddiaları üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu’na sandıkta kaybettiği genel başkanlık ve CHP’deki parti içi iktidar mücadelesindeki koltuk iade edildi. Ve yaşanan onca sıkıntılı sürecin ardından “Bay Kemal” şöyle dedi, “Ben Kemal geliyorum!” Gitti sandıktan alamadığı mazbatayı mahkemeden aldı ve sandıkta kaybettiği rakiplerinin göz yaşartıcı gazlar ve plastik mermiler eşliğinde genel merkez binasından tahliyesine göz yumdu. Sonra her zaman bildiğimiz pişkinliği ile “Olanların sorumlusu ben değilim. Böyle görüntülerin ortaya çıkmasına çok üzüldüm!” deyiverdi.. Yeter mi? Elbette yetmez. CHP Genel Merkez binasında kendisinin seçim kaybetmesini hazmedemeyenler ile kucaklaşmak ve bayramlaşmak üzere düzenlenen törende neler söyledi neler… Meğer kendisini koltuktan indiren FETÖCÜLERİ fark edememiş, ayıklayamamış ve bunun için yandaş ve candaşlarından özür dileyesimiş. Ne kadar önemli aparatmış şu FETÖ… İktidarı ile atanmış muhalefeti ile sıkışınca kullanılan ve maymuncuk görevi gören FETÖ…

Ha bu arada “CHP’de yaşanan mutlak butlan krizi” ile ilgili olarak iktidar kanadından ses seda çıkıyor mu? Yok…. Öyle ses çıkaran yok… Kaynayan CHP kazanının altına yeteri kadar odunu attıktan sonra şöyle bir açıklamaya tanıklık ettik; “Bizimle alakalı bir durum yok. Şikayet eden CHP’li, şikayet edilen CHP’li bizi ilgilendiren bir durum olmadığı gibi bizim de herhangi bir müdahalemiz söz konusu değildir!” Bu kadar mıdır?

Zaman zaman yazarım. Ben CHP uzmanı değilim. CHP’nin iç sorunlarına dair hiçbir CHP’li bugüne kadar benimle bir kulis bilgisi paylaşımında bulunmuş değildir. Her partiden olduğu gibi mesleğim icabı CHP’den merhabalaştığım, zaman zaman kahve olmasa da bir bardak çayın hatırına sahip tanıdığım arkadaşlar var. Son gelişmelerden sonra onların nabzını da tutmaya gayret ediyorum. Özel ve ekibini istifa ederek yeni bir parti kurmaya çağıran da var, mevcut şartlarda partiyi terk etmemesi gerektiğini de savunanlar da var. Ha bu arada Kılıçdaroğlu ve ekibine de müthiş bir kızgınlık olduğu kesin. Öyle tepkiler var ki ben buradan yazacak kadar cesur değilim… Anlayacağınız “öpen de var seven de!”

Bilmem kaç yıl sonra CHP birinci parti olmuşmuş… İktidara çok yaklaşmış mış… Gençlerin, emeklilerin sorunlarını çözecekmiş miş… Ekonomiyi düzeltecekmiş miş… Mişleri ve mışları uzatmak mümkün ama… Gerçekler ortada… Vatandaş şöyle düşünüyor; “Daha kendi içlerinde iktidar paylaşımını içselleştirememiş bir parti ülkenin iktidarını nasıl hazmedecek?” İşte ne yazık ki ülkenin ana muhalefet partisi tarafından gelinen nokta burasıdır. Resim ortada… Vatandaş hiçbir şeyin arka planını görmek istemez… Vatandaş gördüğüne inanır ve ona göre tavır alır…Peki, bu şartlarda CHP ne zaman iktidar olur?

“Mutlak butlan” konusu gerçekten çok ayrı bir konu. Hukukun siyaset üzerindeki vesayetinin ve başta siyasi partilerin kendi kurultayları ve seçimleri dahil olmak üzere seçim güvenliğini tartışmaya açan bu kararın demokrasimiz ve siyasi hayatımız üzerine etkilerinin çok ağır sonuçlar doğuracağı açık. Bugün mahkemeden çıkarılan “Mutlak butlan” kararı karşısında ellerini ovuşturanların yarın aynı silahın kendilerine yönelebileceğini düşünmeden alkışlayanların ve bu karar karşısında bir duruş sergileyemeyenlerin yarınlarda bir şikayet hakkı kalır mı sanıyorsunuz?

Ne diyelim… Allah sonumuzu hayretsin…