Çay bazılarımız için sadece sıcak bir içecek değildir. Kimi için vazgeçilmez bir alışkanlık, kimi için dostluğun bahanesi, kimi için de hayatın kısa molalarının en güzel eşlikçisidir. Sohbetin demlendiği, dertlerin hafiflediği, suskunlukların bile anlam kazandığı o ince belli bardak... Çay varsa gerisi çoğu zaman teferruattır. Bazen kalabalık masaların neşesidir çay... Bazen de yalnızlığımızın sessiz ortağı... İnsan tek başına içerken bile kendini yalnız hissetmez. Çünkü çayın insana verdiği huzur, çoğu zaman sözcüklerin anlatamadığını anlatır.

Malum... Bizim Şeker-İş Sendikası eski Şube Başkanı Davut Köroğlu ile Anadolu Kültür Derneği'nin duayen isimlerinden Ayhan Boz'la birlikte Odunpazarı'nda Muhtarın Kahvesi'nde çay keyfi yapmayalı epey zaman oldu. O tarihi sokakların sessizliği, Eskişehir'i yüksekten seyrederek içilen demli bir bardak çayın verdiği huzur, insanın hafızasında kolay kolay silinmiyor. "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" derler ama bizim kültürümüzde çayın yeri her zaman ayrıdır. Dostluklar çayla başlar, küslükler çayla biter, nice kararlar çay masalarında alınır. Hele Odunpazarı'ndan Eskişehir'i seyrederken içilen bir bardak çayın tadını başka hiçbir yerde bulamazsınız.

Çayı en güzel anlatanlardan biri de hiç şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek'tir. "Zindandan Mehmet'e Mektup" şiirinde geçen o unutulmaz mısralar, yıllardır hafızalarımızdan silinmez: "Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! Dakika düşelim senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; Köpük köpük, duman duman erisin..." Ne büyük özlem vardır o dizelerde... Çayın sıcaklığında biraz umut, biraz sabır, biraz da hayata tutunma çabası saklıdır. Ama gelin görün ki bugün çayın tadından çok fiyatını konuşur hale geldik.

Her şeye olduğu gibi kuru çaya da bir kez daha zam geldi. Eskişehir Kahveciler Odası Başkanı Mehmet Karatay'ın açıklamaları, aslında sadece çay esnafının değil, herkesin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu özetliyor. Karatay, yılbaşından bu yana kuru çaya yapılan zamların yüzde 45'i aştığını, kahvehane ve çay ocaklarının ciddi bir maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu söylüyor. Dikkat çeken bir ayrıntıyı da paylaşıyor: "En son Ekim 2025'te kahvehane ve çay ocaklarında çayın fiyatını 15 TL olarak belirlemiştik. Daha önce tarifenin altında satış yapan esnafımız da artan maliyetler nedeniyle fiyatlarını 15 liraya yükseltmek zorunda kaldı. Şu anda Eskişehir genelinde çay 15 liradan satılıyor. Çünkü daha düşük bir fiyatla işletmeleri ayakta tutmak mümkün değil."

Aslında bu sözler sadece çayın fiyatını anlatmıyor. Ekonominin vatandaşın cebine nasıl dokunduğunu da anlatıyor. Bir tarafta emekliye yüzde 17,76 enflasyon farkı... Diğer tarafta kuru çaya yüzde 45 zam... Otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yüzde 46 artış... Asgari ücretliye ise ara zam yok... Rakamlar yan yana geldiğinde insan ister istemez düşünüyor. Çayın tadı mı değişti, yoksa hayat mı bu kadar pahalandı? Eskiden "ilaç kokulu çay" dendiğinde insanın içini ısıtan bir sıcaklık gelirdi aklına. Şimdi ise o çayın kendisi bile lüks olmaya doğru gidiyor. Bir bardak çayın etrafında kurulan dostlukların, uzun sohbetlerin ve emeklilerin saatlerce vakit geçirdiği kahvehanelerin bile ekonomik hesaplarla anıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Yine de Eskişehir Kahveciler Odası'nın, tüm maliyet artışlarına rağmen yeni bir fiyat tarifesi düşünmediklerini açıklaması önemli. Esnaf da vatandaşın alım gücünün farkında. Çünkü biliyorlar ki mesele yalnızca çay satmak değil; insanların bir araya gelmeye, iki lafın belini kırmaya, aynı masada umut paylaşmaya devam edebilmesi... Ama insanın aklından şu soru da geçmiyor değil: Necip Fazıl bugün o mısraları yeniden yazsaydı, "Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan" der miydi; yoksa önce "Çay hâlâ alınabiliyor mu?" diye mi sorardı?