Tepebaşı Belediyesinde görev yapan personele yönelik şiddet ile birlikte toplumsal şiddet konusu bir kez daha gündemimize geldi. Hoşgörünün içinde yaşadığımız toplumda azaldığını şiddetin arttığını görüyoruz. Tepebaşı Belediyesinde çalışan üç teknik personelin, üyesi olduğu oda ve sendika olunca şiddetin farkına vardık. Farkına varmadıklarımız ne olacak? Hoşgörünün azalmasında ve toplumsal şiddetin artmasında hepimizin bir suçu bulunabilir. Bizim açımızda da medyaya yansıyan şiddet haberleri, toplumsal şiddeti körükleyebilir. Ayrıca, sosyal medyanın da bir suçu olduğunu düşünüyorum.
YANSIMASI
Mesela, günümüzde kadına şiddet, toplumsal şiddet ortamının sonucudur. Kadınlar hiç yüzünden cinayete kurban gidiyor. Dijital dünyada, çocuklar ve gençler üzerine de zaman zaman şiddet uygulamalarını görüyoruz. Peki, ne yaparsak şiddeti toplumuzdan uzak tutarız.
TOPLUM BARUT
İki üst üste iki gün arka arkaya tramvaylarda şiddeti tesadüfen gözledim. Eğitim ve kültür seviyesinin yüksek olduğuna inandığımız,Eskişehir de zaman zaman toplumsal şiddet olayları ile karşılaşıyoruz. İki gün önce tramvaya binen yaşlı adam, dengesini kaybedince genç bir adamın ağır hakaretine uğradı. Ayakta durmakta zorlanan yaşlı adama yerimi vererek olayın büyümesini önledim. Dün güzel giyimli, bir kadın hemşerimiz, tramvaydan inerken, kapılarda durarak, giriş-çıkışları engellediği gerekçesiyle iki genç kızla küfürlü bir biçimde konuştu. Hiç tanımadığı bu kızları tramvay dışına kavgaya çağırdı. Kadına, kızlar uymadı. Uyulsa, saç saça, baş başa bir kavga çıkacaktı. Güvenlikçiler çok sonra geldiler. Son aylarda çıktığım semt pazarlarında da pazarcıların, iyice hoşgörüsüz olduğunu gözlemliyorum. Burada da pazarcılar odasına büyük görevler düşüyor. Gazetecilere düşen görevlerde vardır.
DİLİ DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR
Peki, en başta Eskişehir’de sonrada içinde yaşadığımız toplumda toplumsal şiddeti ortadan kaldırmak için habercilikte şiddet, özellikle kadına yönelik şiddet haberleri yaparken başlığından spotuna, ara başlıklardan içeriğine kadar her şeye dikkat etmeliyiz.
Habercilikte yanlışlıklarımızı sıralamaya başlarsak, bir, sansasyonel dil kullanmamamız gerekiyor. Faili gizleyip mağduru öne çıkarmamalıyız. Mağduru suçlayıcı, küçültücü dil kullanmamalıyız. Mağdurun mahremiyetini ihlal etmemeliyiz.
TOPLUM ETKİLENİR
Habercilikte kullanılan yanlış dil, oradan da toplumu etkiliyor.
Peki, ne yapılmalı? Sansasyonel veya şiddeti mazur gösterici dil terk edilirken yerine çözüm yolları, kanunlar ve destek mekanizmaları topluma gösterilmelidir. Uzman görüşleri, istatistikler, bilimsel verilerle haber desteklenmelidir. Habercilerin kullandığı dil toplumun şiddete bakışını doğrudan etkiliyor. Dili değiştirmek şiddetsiz toplum için çabalamanın ön koşuludur ve gazeteciler olarak hepimizin görevi olmalıdır.
DİZİLER, FİLMLER
Ülkemizde iki okulunda görülen şiddet ve can kayıpları, televizyonlardan izlediğimiz dizi filmlerin gösterimini durdurmuştu. Diziler, aynı zamanda dijital platformlar aracılığıyla evlerimizdeki koltuklarımızdan izlediğimiz büyük bir endüstrinin parçasıdır. Dizilerdeki şiddet geçici olarak iki okulda ölümlü olaylar yaşanınca, durduruldu. Dizilerde şiddetin ortadan kalkacağı beklenirken, diziler aynı şekilde yayınlarına devam etti. Eskişehir’de yaşayan bir Mardinli hemşerimiz, Mardin’de çekilen şiddet içerikli çok izlenen diziden Mardin halkının da şikayetçi olduğunu söyledi.
Özellikle televizyonların gündüz programlarındaki kadın mağduriyeti üzerinden yapılan istismar bir türlü ortadan kaldırılamadı. Medyada bu tür olaylara, reyting kaygısı deniliyor. Otokontrol ve öz denetim mekanizmalarının etkin olmaması, şiddet haberciliğini gündemimizden kaldıramıyor. Şiddeti magazinleştiren, sansasyonel içeriklere yer veren yayınlara ilgi göstermemiz gerekiyor. Toplumunda ilgisi, toplumsal şiddeti arttırıyor. Mağdurların hepsinin odası, savunan bir kuruluşu olmadığı göz önüne alınarak, toplumsal şiddet yerine toplumsal hoşgörüyü ortaya çıkarmanın yolunu aramalıyız.